Türkiye Gerçeği
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 0
ZayıfEn iyi 
Cuma, 04 Haziran 2010 13:11

Son üç gündür Türkiye gerçeklerinin tam ortasındayız. Bürokratik engellerle girdiğimiz savaştan yorgun, bitkin ve kızgın çıktık. Üstelik savaş bir cephede hala devam ediyor.

Uzun zamandır gündemde olan ve Türkiye'nin 1 Haziran'da tanışacağı açıklanan biyometrik pasaportlar için haftasonunda internet üzerinden randevumuzu almış, belgelerimizi çoktan hazırlamıştık. Görüntü itibariyle herşey iyi görünüyordu; internetten alınan randevular, cep telefonumuza gelen hatırlatma mesajları. Sorunsuz olacaktı galiba... ya da biz öyle sanıyorduk. DSC00704 Salı günü 11:00'da gittiğimiz Üsküdar Emniyet Müdürlüğü'nde aldığımız ilk cevap "Burada randevu sistemi daha başlamadı" oldu. Hemen arkasından da "Defter ücretini ne bankalar ne de vezne almıyor, kimse pasaport başvurusu yapamıyor zaten" geldi. Birbirimize boş boş bakarak ayrıldık Emniyet Müdürlüğü'nden.

Diğer gün gelmeden önce İsmail bankayı aradı, ücretlerin yatırabildiğini teyit ettirdikten sonra ikimiz adına da pasaport harç ve defter bedellerini yatırdı. (Bedellerden hiç bahsetmeyelim, yeterince acı verici) Tekrar Emniyet müdürlüğü'ne geldik, normal şekilde parmak izi ve pasaport sıramızı aldık. Saat 11:00 civarı 48. kişi işlem görürken bizim elimizdeki kağıtta 174 yazıyordu. Parmak izi sırasında ise 60 kişi vardı. Beklemenin hiç bir anlamı yoktu. Bir kez daha başımız önümüzde ayrıldık Emniyet Müdürlüğü'nden.

Üçüncü gün için daha kararlı hareket etmeye karar verdik, pasaport vizeler için öncelik taşıyor, acilen halletmemiz lazım. Sabah 07:30'da Üsküdar'da sıraya girmeye karar verdik. Bununla da yetinmeyip İsmail'in daha önce kontrol ettiği ve boş olduğunu gördüğü Gebze Emniyet Müdürlüğü'nden de rezervasyon yaptırdık.

Perşembe sabahı erken saatlerde pek çok insan bekliyordu Üsküdar İlçe Emniyet Müdürlüğü önünde. İlk gelenlerden olduğu anlaşılan yaşlıca bir amcanın bir kağıda isim listesi yazdığını öğrenip biz de ismimizi yazdırdık. Saatler 07:45'i gösteriyordu. Sonrasında topluca içeriye girip, tekrar sıra numarası aldık ve parmak izi işlemlerini tamamladık. Pasaport kuyruğuna geri döndüğümüzde bizi tartışmalar, protestolar ve alkış sesleri  karşıladı. Sorun şuydu; sabah 05:30'da gelen ilk kişi numaratörden sıra numarası olarak 19'u alabilmişti ! Bazıları bir şekilde sırada önlerdeydi yani. Bu duruma olan tepkiler sonucunda sabah tutulan listenin esas alınmasına karar verildi ve o liste üzerinden işlemler başladı. Listeyi ise yine kuyruktaki insanlar takip ediyordu.

Saat 10:00 civarında liste işlenmeye başladı. Ancak her bir kişinin işi ortalama 20-30 dakika sürüyordu ve sadece 2 görevli vardı. Bizim 46. ve 47. olduğumuz düşünülürse kısa vadede bize sıra gelmesi yine imkansızdı. Hızlıca karar alıp Gebze'ye gitmeye karar verdik. Nasıl olsa randevumuz vardı, hem boş oluyordu orası. 11:30 sularında Gebze Emniyet Müdürlüğü'ne vardık. Güle oynaya pasaport birimine yöneldik ve dün boş olan koridorda bizi yine uzunca bir sıra karşıladı! Biz şaşkın şaşkın etrafa bakınırken görevli bir polis kapıdan çıktı ve "Yeni pasaport sistemi çalışmıyor arkadaşlar" şeklinde bir cümle kurdu.

Saat 12:00 itibariyle durumumuz şuydu. Ne Üsküdar'da ne Gebze'de bir işlem yaptıramamıştık, İsmail'in işe dönmesi, benimse saat 13:30'da Maslak'daki toplantıya yetişmem gerekiyordu. Yarım günümüz çoktan heba olmuştu. Elimizde hiçbirşey yoktu kısacası.

Başka bir arabaya çarpmaktan santimetreler ve ani bir frenle kurtulup İsmail'i işine bıraktım. Sonrasında da Maslak'a doğru yola çıktım. Son bir yıldır Çin'de yaşayan ünivesite arkadaşım Dinçer'in beni araması da bu ana denk geldi. Bir kaç gün önceden Dinçer'e yemek sözü vermiştim ve bu söz, karmaşanın içinde aklımdan tamamen uçup gitmişti. Dinçer'e durumu açıklayıp, özürlerimi iletip hızlıca Maslak'a doğru yola koyuldum. Dinçer durum aynen böyle abi, kusura bakma :)

İkinci bir telefon bu sefer bana şirketteki toplantının iptal olduğu haberini verdi. Direksiyonu Üsküdar'a kırıp ordaki durumu öğrenmeye karar verdim. Tahminlerime göre sıra bize daha gelmemiş olmalıydı. Tekrar içeri girdim ve beklemeye koyuldum. Sıra hemen hemen yarılanmıştı, biraz daha beklemek gerekiyordu. Gün nasıl olsa heba oldu, gurur meselesiydi bu artık.

İşin ilginç tarafı kuyrukta sabahtan beri bekleyen insanların zamanla sohbete başlamaları, yakınlık kurmaları ve duruma kahkahalarla sabretmeye çalışması. En sinir bozucu anlarda bile neşelenecek bir şey bulmak bize özgü bir durum olsa gerek.

Uzun bir bekleyişin ardından sonunda sıra bana geldi ve 20 dakika içinde işlemlerimi tamamladım. Sabah 07:45'de başlayan mücadele 15:25'de sona ermişti. İsmail de bir süre sonra geldi ve işlemlerini tamamlamak için içeri girdi. Ancak günün daha şanssız ismi olarak fotoğrafında yaşanan sorun nedeniyle işlemlerini tamamlayamadı. En son Bulgurlu çevresinde görüldüğünü haber aldım, kendisine biyometrik fotoğraf çeken ancak bu fotoğrafta saçlarının yarısını yok eden fotoğrafçıyı arıyordu.

Böylece en azından birimiz pasaport başvurusunu sonunda tamamladı, diğerimiz ise diğer günü bekledi ve aynı sıkıntılara katlanmamak için çaresizce pasaportunu uzatmaya karar verdi.

Özetle modern Türkiye'nin en teknolojik yeniliklerinden biri olan biyometrik pasaportta durumumuz bundan ibaret; işe yaramayan bir rezervasyon sistemi, vatandaşların kendi elleriyle tuttukları listeler, her an çökebilen sistemler ve kuyruklarda geçirilen kaybolan giden günler...

Özcan