Hayallerin Şehrinde Hayallerden Uzakta, Tokyo
Pazartesi, 06 Aralık 2010 07:34
DSC_0851Tokyo Merkez İstasyonu'nun geniş kapısını geçip ağır ağır dışarı çıktık. Saatler geceyarısını gösterirken Japonya'nın meşhur başkentine ulaşmıştık ama kalacak yerimiz yoktu. Elimizdeki tek bilgi, bu tür durumlarda 24 saat açık internet veya kitap kafelerde de kalınabileceğiydi. Sırtımızda çantalarımızla sokaklarda dolaşmaya başladık. Işıklı caddeler cumartesi akşamının eğlence arayan misafirlerini ağırlıyordu. Bizse bu görüntüye tezat şekilde ordan oraya dolanıyorduk, tek istediğimiz eğlence değil, biraz uykuydu. Sırtımızdaki çantalar her geçen saniye biraz daha ağırlaşıyordu. Ümitsizliğe kapılıp banklara doğru bakarken aradığımız türde bir yer gözümüze çarptı. Bir binanın 6. katındaki internet ve kitap kafe. Hızlı adımlarla yukarı çıktık, kapıda bizi karşılayan görevliye derdimizi "internet, uyku" kelimeleriyle anlattık. Doğru yere gelmiştik, boşta olan son iki kabin bizimdi. Raflarda manga kitaplarla dolu koridorları geride bırakıp kabinlerin olduğu bölüme geldik. Bize ayrılan kabinler dışında bütün kabinlerin önünde birer çift ayakkabı vardı. Kapısı açık iki kabinin içlerinde ise bir televizyon, bir bilgisayar ve yer yatakları. Nihayet uyuyacak bir yer bulmuştuk...

Bu tür kafeler Tokyo'da çok yaygın ve 24 saat boyunca açık. Misafirleri arasında son treni kaçırıp eve gidemeyen insanların yanı sıra kendine özel zaman ayırmak isteyenler de var, kimileri kitap okuyor, kimileri internette geziniyor. Günlerini son derece yoğun şekilde çalışarak geçiren Japonlar için bu tür yerler kendileri ile başbaşa kalabildikleri bir nevi sığınak adeta.

DSC_0907Tokyo çevre mahalleleriyle beraber toplam 34 milyonluk nüfusa sahip dev bir metropol ve Japonya'nın diğer şehirlerine göre çok daha farklı bir kültüre sahip. Tokyolular, %75'i dağlık olan ve yaşam alanları çok kısıtlı olan bir ülkenin başkentinde yaşamanın bedelini çok çalışarak ödüyorlar. İşte bu yüzden metroya bindiğimizde gördüğümüz insanların büyük çoğunluğu ya uyuyor ya da kitap okuyor, kısacası metrodaki vaktini yine kendine ayırıyor. Kalanların ise cep telefonları ile oynadığını söylemeye gerek yok sanırım.

Coğrafi kısıtlılıkların Tokyo'daki yaşamı ne denli etkilediğini görmek çok zor değil. Alan kısıtlı, tarım yapılamıyor, hayvancılık yapılamıyor, temel yemek ögesi deniz ürünlerine kaymış durumda, Japonya'nın okyanusun ortasında bir adalar topluluğu olmasının en büyük faydası bu olsa gerek. Yaşam çok pahalı. Tokyo'ya ait pek çok şeyi pahalı yaşama bağlamak mümkün. İnsanların büyük çoğunluğu küçük evlerde yaşıyorlar, zamanlarının büyük kısmını çalışarak geçiriyorlar. Yazları 5 kışları sadece 3 gün izin kullanıyorlar. Dünyadaki en yüksek intihar oranının Japonya'da olması bir tesadüf mü ? Biz de pahalı yaşama karşı en iyi şekilde korumaya çalıştık. İnternet kafe dışında bir gecemizi Tokyo'da yine çokca bilinen kapsüllerde yatarak geçirdik, yani sadece bir kişinin yatay olarak sığabildiği küçük odalar topluluğu. Çok da mantıksız değil aslında, İstanbul'da böyle bir yer açılsa iş yapabilir sanki.

DSC_1031Pahalı yaşama karşı bir önlemimiz de daha önce bahsettiğimiz 100 Yen dükkanlarını kullanmak oldu. Mümkün olduğunca alışverişlerimizi burdan yaptık ve yemeklerimizi kendimiz hazırladık... Tamam, tamam İsmail hazırladı, ben sadece bulaşık yıkadım. Tabi böyle bir önlem almamız Tokyo'nun en bilinen yerlerinden biri olan Shibuya'daki Türk kebapçısına gitmediğimiz anlamına gelmez. Bu kebapçıda 6 sene önce Türkiye'den ayrılarak Japonya'ya yerleşmiş Aksaraylı Japon yemeği ustasıyla karşılaşmayı nasıl tarif edebiliriz, bilmiyorum. İstanbul'da bir Japon restoranı açıp mutfağın başına onu getirmek de fena fikir değil aslında. Bunu yazalım bir yere. Buralara kadar gelmişken elbette suşinin de tadına bakmamak olmazdı. Ortasında aşçıların kendi elleriyle hazırladıkları suşilerin masanın çevresindeki bir platform üzerinde döndüğü ve müşterilerin de istedikleri çeşitteki suşiyi platform üzerinden alarak yiyebildiği bir suşi restoranına gittik. Diğer müşteriler toplamda 2-3 tane yedikten sonra kalkarken bizim 5'er tane yedikten sonra kalkmamız aşçıları biraz şaşırttı ama olsun. Bunu da yazalım, döner platformdan suşi, bu da iyi fikir.

DSC_0948Tokyo'nun en dikkat çekici yönü bol ışıklı caddeleri ve kalabalığı, bunu en iyi görülebileceği yer de Shibuya. İnsanların karşıdan karşıya geçerken oluşturduğu keşmekeşle meşhur bu bölge aynı zamanda Japon genç kızlarının moda merkezi Shibuya 109'a da ev sahipliği yapıyor... Hayır biz gitmedik oraya, biz niye gidelim ki... Shibuya'nın tam ortasındaki meşhur kahve zinciri ve sokak aralarında çokca görülebilen fast food zincirleri ise Japonya'daki Amerikan etkilerine iyi bir örnek teşkil ediyor. Bizi Japonya'da en çok şaşırtan bu etki oldu sanırım. Şehrin diğer önemli bölgeleri ise alışveriş merkezleri ve gece yaşamı ile meşhur Roppongi, ışıklı caddeleri ve henüz piyasaya çıkmamış modelleri deneyebileceğiniz Sony Building'e ev sahipliği yapan Ginza, Tokyo'nun tarihi yüzü Asakusa ve günde 2 milyon kişinin kullandığı, dünyanın en kalabalık ve büyük tren istasyonuna sahip Shinjuku. 45. katından doyumsuz bir Tokyo manzarasının ücretsiz olarak izlenebileceği     Tokyo Büyükşehir Belediye Binası'da Shinjuku yakınlarında bulunuyor. Tren istasyonunda kaybolunmaması durumunda çok rahat bulunabilir.

Japonların manga kültürüne ayrı bir paragraf açmak gerekiyor, daha doğrusu manga çılgınlığı demek daha doğru. Akihabara bu çılgınlığın merkezi olarak kabul edilebilir. 5-6 katlı oyun salonları, elektronik eşya satan dükkanların yanı sıra Akihabara'yı önemli kılan özellikleri; garsonların hizmetçi kılığında giyinip müşterilere bu şekilde davrandığı kafeler ve tabi ki manga satan kitap dükkanları. Japonya'dan tüm dünyaya yayılan ve nedendir bilinmez genelde karakterlerin Japonların aksine büyük gözlü olduğu bu romanlar adeta yok satıyor. Naiflikleri ve yardımseverlikleri ile bilinen Japon toplumunun istediği herşeyi yapabilen bu hayali karakterlere düşkünlüğü gerçekten ilginç. Olmak istedikleri karakterleri romanlarda arıyor olabilirler mi ?

DSC_1361En çok ilgimizi çeken yerlerden biri de Tsukiji Balık Çarşısı oldu. Dünyanın en büyük balık çarşısı olarak kabul edilen bu merkez Tokyo Belediyesi tarafından yönetiliyor. Balıkçılarla toptancılar, restoran sahipleri ya da balık tüketicileri arasındaki köprü bu merkez aracılığıyla kontrol ediliyor. Çarşının adeta kendine has bir kültürü var, dünyanın dört bir yanında gelen yüzlerce balık çeşidi, babadan oğula geçen dükkanlar, çalışanların kendi aralarında kullandığı şifreli dil ve burada icat edilen, geniş direksiyonlu, tek ön tekerlekli taşıma araçları bu kültürü açıklamaya yeterli olsa gerek. Tokyo'da ezilme tehlikesi geçirebileceğiniz tek yer burası sanırım. Çarşının en dikkat çekici özelliklerinden biri de sabah 05:30'da yapılan orkinos açık arttırması. Balıkçılar tarafından getirilen boy boy orkinoslar geniş bir zemine diziliyor, numaralandırılıyor, daha sonra alıcıların incelemesi için vakit verildikten sonra açık arttırma başlıyor. Beğendiği balığı ilginç bir açık arttırma sonucu alan toptancılar hızlı bir şekilde balığı kendi müşterisine iletmek için çalışmaya başlıyor. Sabahın çok erken saatlerinde başlayan bu taze balık koşuşturmacası akşama dek sürüyor. Temel yemek maddesi deniz ürünleri olan Japon toplumu için taze balık büyük önem taşıyor. Öyle ki yeni tutulan balığın müşteriye iletildiği süre içinde taze kalması için burda bir kesim yönetmi geliştirilmiş. Kısacası balığın sinir sistemini devre dışı bırakma ya da balığı felç haline getirme olarak tanımlayabileceğimiz bu yöntem bize ve pek çoklarına göre vahşet anlamına gelse de Tsukiji sakinleri için kaliteli servis en önce geliyor. Arkada bıraktıkları vicdanları içinse çarşı içinde deniz canlılarına adanmış bir tapınak var. Sabahın 6'sında çarşı içinde bulunan sushi restoranlarının önündeki kuyruk, taze balık düşkünlüğünün başka bir işareti. Bizim sabahın erken saatlerinde açık arttırmayı izlemek için çarşıya gelip, yolumuzu kaybettikten sonra kendimizi ziyaretçilere kapalı olan toptancılar arasında bulmamız ve tüm işlemleri yerli yerinde görmemiz ise bizim şansımız diyelim.

Bu arada Tokyo'dayken bir sonraki durağımız Çin vizesine de tekrar başvurma şansımız oldu. Vize işlemlerinin yurtdışında Türkiye'ye göre ne kadar kolay olduğunu bir kez daha gördük. Ne banka hesapları, ne rezervasyonlar, ne çalışma belgeleri, bir kez daha bir fotoğraf ve yolculuk biletimiz vizeyi almamıza yeterli oldu. Keşke hic vize almadan çıksaymışız yola, İstanbul'da bir sürü vizeye bir sürü para verdiğimizi düşününce hayıflanmamak mümkün değil.

DSC_1638Tokyo dışına yaptığımız günübirlik seyahatler de oldu. Doğası, tapınakları ile ünlü Pasifik Okyanusu'nın hemen yanında bulunan Kamakura ve Fuji dağı'nı en net görebileceğimiz nokta olduğunu düşündüğümüz Hakone bunlardan ikisi. Her ne kadar bulutlar bize engel olduğundan Fuji'yi göremesek de, dağa çok yaklaştık diyebiliriz. Adeta görmüş kadar olduk... Tamam, tamam, hiçbirşey göremedik ve koca gün de boşa gitti. Üstelik az daha Osaka otobüsüne geç kalıyorduk. Metroda koşturan iki sırt çantalı Tokyolular için ilginç olabilir ama bize sadece yorgunluk ve nefes darlığı ifade ediyor.

Şu anda bizi Şangay'a götürecek olan 45 saatlik gemi yolculuğumuzun ilk gecesini yaşıyoruz. Her ne kadar Japonya'da bulunduğumuz süre içinde hava çok güzeldiyse de artık daha sıcak olduğunu umduğumuz güneye doğru yönelmenin vakti geldi. Gemimiz dalgalı Japon iç denizi'nde yoluna devam ediyor, ana ada Honshu'yu iç ada olarak bilinen Shinsoku'Ya bağlayan köprüleri birer birer arkamızda bırakıyoruz. Yarın yolumuza Pasifik Okyanusu'nda devam edeceğiz.

Bu arada İstanbul'da alt katında bizim Aksaraylı ustanın şeflik yaptığı döner platformlu bir sushi restoranı olan, bir üst katında manga kitapları satılan, en üst katında ise kapsül yatakları olan bir kompleks açmak hiç fena fikir değil sanki. Adını da Başka Türlü Bir Şey Eğlence ve Yaşam Merkezi koyarız, süper olur...
Özcan