Dünya Turu Sonrası... Singapur & Malezya
Çarşamba, 10 Nisan 2013 15:24
DSC_0484Dünya turunun ardından uzun zamandır güncellememiştik blogu. Aslında daha kısa süreli olmak kaydıyla gezilerimizin sürdüğünü söylemek mümkün ancak bir türlü konsantre olup birşeyler yazmaya enerji bulamadık. Ta ki Singapur Havayolları ve Malezya Turizm Ofisi'nin davetine kadar. Asya'ya olan özlemin de etkisiyle bu kibar daveti kıramadim ve yaklaşık 10,5 saatlik uzun ama son derece konforlu bir uçak yolculuğunun ardından bir cumartesi sabahı erken saatlerde kendimi yine Singapur'da buldum. Dünya turu sırasında Changi Havalimanı'ndan ayrılıp Buenos Aires'e uçarken çok zor ayrılmıştım Asya'dan ama Singapur beni bıraktığı gibi yine sıcak karşıladı. Tekrar tropikal iklimde olmak mutluluk vericiydi.
 
 
 
Singapur, ekvator çizgisinin 130 kilometre kadar kuzeyinde yer alan küçük bir ada aslında. Aynı zamanda dünyanın bir kaç sehir devletinden biri. Nüfusu yaklaşık olarak 5,5 milyon kadar. Bu nüfusun büyük kısmını Çinliler, geri kalanını ise Hintliler, Malaylar ve diğer azınlıklar oluşturuyor. Bu yüzden sokaklarda birarada yaşayan pek çok farklı insan görmek mümkün. Şehir yapılanması son derece modern, yüksek binalar ve gökdelenler arasındaki geniş yollar dikkat çekici. Metro ve kara ulaşımı, ülkenin çok da büyük bir alana sahip olmamasının bir sonucu olarak her noktaya ulaşmanizi sağlıyor. Konum itibarıyla limanı ve havaalanı da son derece önemli. Dünya üzerindeki her 5 kargo gemisinden 1'inin Singapur Limanı'na ugradigi belirtiliyor. Öte yandan Changi Uluslararası Havalimanı toplamda 220 farkli şehire yapılan haftalık 6000'in üzerinde uçuşa ev sahipliği yapıyor. Bu da Singapur'u dünyanın en önemli ulaşım merkezlerinden biri haline getiriyor. Singapur Havayolları'nın İstanbul'dan Singapur'a çift yönlü olarak haftanın 5 günü direkt uçuşlar gerçekleştirdiğini de söyleyelim.
 
 
 
DSC_0462Singapur'daki rotamda ilk olarak Körfez Bahçeleri vardı. Singapur Hükümeti'nin şehri "Bahçeler Şehri" yerine "Bahçenin İçindeki Şehir" haline getirme stratejisinin ürünlerinden biri olan bu park, denizin hemen kenarında, 100 hektarın üzerinde bir arazi üzerine kurulmuş. Parkın içinde 3 farklı konsept bahçe yer alıyor; bahçelerin en büyüğü olan Güney Marina Bahçesi'nde farklı iklim ortamları olusturulmuş ve çeşitli kıtalardan bitkiler ve çiçekler sergileniyor. Diğer bir bahçe olan Doğu Marina Bahçesi'nde Güneydoğu Asya'daki çesitli kültürlere ait bitkiler sergileniyor. Merkez Bahçesi ise diger iki bahçe arasındaki köprü görevini görüyor. Bahçelere özellikle çocukların ve gençlerin yogun ilgi gösterdiğini söylemek mümkün. Bu ilgi çercevesinde özellikle yeni nesile doğa ile ilgili önemlibilgiler de veriliyor, ki bence parkın en önemli ve güzel yönü de bu. Buradaki sunumlarda dikkatimi çeken en önemli notlardan biri küresel ısınmayla ilgili; dünya üzerindeki karbon emisyonu bu şekilde devam ederse 2100 yılına kadar dünyadaki sıcaklığın ortalama 5 derece artması bekleniyor. Bu aynı zamanda binlerce canlının yeryüzünden silinmesi anlamına da geliyor.
 
 
 
DSC_0516Körfez Bahçeleri'nin ardından Singapur'un simgesi haline gelmiş Marina Bay Sands'e uğramadan ve o meşhur havuzu bir kere daha görmeden olmazdı. Bu rutin görevi yerine getirip otelin hemen yanında bulunan Sanat ve Bilim Müzesi'nde çok ilginç bir sergiye konuk oldum. Hemen her çocuğun bildigi ve çok sevdigi legolardan müthiş eserler ortaya çıkaran bir adamın, Nathan Sawaya'nın eserlerini gezmek gerçekten ilgi çekiciydi. Bilim ve Sanat Müzesi'nin sıklıkla bu ve benzer sergilere ev sahipligi yaptığını ve pek çok sanatsevere ev sahipliği yaptığını da belirtelim.
 
 
 
Singapur'daki ikinci ve son günümde Sentosa'nın yolunu tuttum. Çok geniş bir alan üzerine kurulan ve Universal Studios, Deniz Müzesi gibi çekim merkezlerinin yanı sıra çeşitli restoran ve otellere de ev sahipliği yapan bu ada, pek çokları için Singapur'a gelme sebebi.  Benim Sentosa'ya gelme sebebimse dünyanın en büyük akvaryumunun da bu ada üzerinde bulunması. 800 farklı türe ait 20.000'den fazla deniz canlisinin yaşadığı irili ufaklı pek çok akvaryumdan oluşan bu kompleks özellikle deniz yaşamını sevenler için çok ilginç bir yer. Akvaryumun önünde oturup dev balıklara dokunmak isteyen çocukları izlemek de eğlenceli tabi ki. Akvaryum ziyareti sonrasi günü kapamadan önce Singapur'da yerel yaşamın nabzının attığı Çin Mahallesi ve Küçük Hindistan'a da düştü yolum. Singapur'la ilgili en önemli notlardan bazılarını da buralara düşmek lazim. Çok farklı kültürlerden insanların bir arada yaşadığı Singapur'da kültürlerin tamamen korunduğu bu mahallelerin bulunması çok önemli. Bu hem o kültürlere saygının, hem de birarada yaşamaya özenin bir simgesi aslinda.
 
 
 
DSC_0559Ertesi sabah 40 dakikalık bir yolculuk sonrası ülkenin diger ucuna, Malezya sınırına geldik. Sınırı seri bir şekilde geçip bizi bekleyen araçla Malezya'nın ikinci büyük şehri Johor Bahru'da kurulmuş olan ve Asya'da bu konuda ilk olan Legoland Malezya'ya ulastik. Bir çocuk için "yeryüzünde cennet neresidir?" sorusunun cevabını da tam olarak işte burada aldık. Park dahilinde toplamda 50 milyondan fazla lego parçasi kullanılmış ve bu parçalarla inşa edilen eserler arasında Asya'nın önemli şehirlerinin yanısıra Taj Mahal ve Angkor Wat gibi dünyaca ünlü yapılar de var, hatta dev bir Einstein figürü bile mevcut. Burayı gördükten sonra Singapur'da gezdiğim Nathan Sawaya'nın sergisi biraz hafif kaldi ama neyse. Bu arada Johor Bahru'dan biraz bahsetmek gerekiyor. Johor Bahru gerek Singapur'a yakınlığı gerekse uygun coğrafi şartlari sebebiyle Malezya'nin yeni ticari çekim merkezi olmaya aday. Legoland'in yanı sıra pek çok önemli proje de bu bölgede gerçekleşecek. Türkiye'den bazı şirketlerin de bu bölgede yatırım hazırlığında oldugunu söyleyelim.
 
 
 
DSC_0631Geceyi Johor Bahru'da geçirdikten sonra sabah erken saatlerde baskent Kuala Lumpur'a dogru yola çıktık. 4 saatlik yolculuğun sonunda Kuala Lumpur'un biraz dışında kurulmuş olan Sunway Lagoon'a vardık. Sunway Lagoon bu sene 21. yılını kutlayan devasa bir eğlence ve su parkı. Bu park, aslında eski bir kalay madeni olan genisçe bir vadi içinde uzun çalışmalar sonrası kurulmuş. Denizden kilometrelerce ötede, büyük bir otel ve alışveriş merkezinin eteğinde yüzlerce kişinin yüzdüğü yapay bir sahil görmek şaşkınlık vericiydi. Parkta; sahilin dışında, asma köprüler, hayvanat bahçesi, bungee jumping gibi çesitli alternatifler de mevcut. Zaten toplamda 1234 odası olan otelde %90'nın üzerinde bir doluluk oranının olması da, parkın ne kadar ilgi çekici olduğunun bir kanıtı.
 
 
 
Malezya aslında etnik köken olarak Malay, Çinli ve Hintlilerin birarada yasadığı topraklar.  Cografi olarak tropikal iklimde olmasının da katkısı ile beraber müthiş bir doğaya sahip. Ama özellikle uluslarası platformda yeterince tanınmıyor, ya da doğru şekilde tanınmıyor diyelim. Bu yüzden ülke çapında ve uluslarası medyada Malezya ve kültürü ile ilgili önemli bir tanıtım kampanyası var. 2010 yılında hükümetin etnik uyum ve ulusal birlik temasiyla başlattığı "1Malaysia" programı bu tanıtımların tam da merkezinde yer alıyor. Program çercevesinde ülkenin gerek doğal, gerek kültürel zenginliklerinin yanı sıra ülkedeki uyum ve barış ortamına vurgu yapılıyor. Başkent Kuala Lumpur yüksek gökdelenleri ve alışveriş merkezleriyle Asya'nın en önemli şehirlerinden. Ülkenin resmi dini islam olsa da tapınakları ve camileri birarada görmek mümkün. Ülkenin sembolü haline gelmiş Petronas İkiz Kuleleri bir yandan da ülkenin modernliğine vurgu aslında. Katıldığımız Uluslararası Ayakkabı Fuarı'nda da benzer vurguları sıklıkla gördük. Şehir, Jimmy Choo gibi global bir marka haline gelmiş bir ismin önderliğinde dünyadaki tek uluslararası ayakkabı fuarına evsahipliği yapıyor ve bu fuarın bile dünyanın çesitli ülkelerinden ilgi çektiği düşünülürse, Malezya'nin tanıtım anlaminda ne kadar istekli ve özverili oldugu anlaşılabilir. Yemek düşkünleri için de bir not; şehirde güzel Türk restoranları da bulunuyor, yemeklerin de Türkiye'deki kadar güzel olduğu söylenebilir.
 
 
 
DSC_0654Buralara kadar gelmişken Malezya'nın muhteşem doğasıyla buluşmamak olmazdı elbette, biz de atladık bir uçağa ve 1 saat kadar bir yolculuğun ardından turkuaz kıyıların çevirdiği, yeşil ağaçlarla bezeli Redang Adası'na geldik. Adanın bir pist ve bir kaç kulübeden oluşan küçük havalimanından çıkıp kalacağımız otele ulaştığımızda da ne kadar iyi bir karar verdiğimizi anlamış olduk. Redang Adası Malezya'nın anakara üzerindeki parçasının hemen doğu kıyılarında yer alıyor. Doğal bir deniz parkı olarak yıllardır korunan ada ziyaretçilerine eşsiz dalış ve şnorkel imkanlari tanıyor. Bu dalışlarda çeşitli tropikal balıkların yanı sıra bölgeye has deniz kaplumbağaları görmek mümkün. Balıklar için değil ama kaplumbağalar için biraz şansa ihtiyacınız olabilir. Neyseki ben bu şansı yakaladım, tamam denizde önümden geçen kaplumbağa beni bir nebze korkuttu ama olsun.
 
 
 
Son bir not da bu topraklara gelmek isteyenler için düşelim; Malezya aslında coğrafi olarak bize uzak görünse de bizim kültürümüze yakin olan, içinde çok farkli şeyler bulabileceğiniz ve keyifli vakit geçirebileceğiniz bir ülke. Bir artısı da vize gereksinimi olmaması. Mesafe ya da masraflar sizi korkutmasın, geliniz, görünüz, tadını çıkarınız. Malezya ile ilgili detaylı bilgi için Malezya Turizm Ofisi'nin facebook sayfasına ulaşabilirsiniz.
 
 
 
Özcan