Kafkaslar

 

DSC_0252Hopa'ya yaptığımız gezi sırasında Sarp sınır kapısından Gürcistan'a geçme şansımız oluyor. Sarp sınır kapısı Gürcistan'ın Batum şehri ile Türkiye'nin Hopa ilçesi arasında bulunuyor. Hopa'dan bindiğimiz minibüsle geliyoruz Sarp'a. Tam bir keşmekeş var burada. Bir tarafta uzun kuyruklar oluşturmuş tırlar diğer tarafta Hopa'dan Batum'a poşetler içinde mal getirip götüren kadınlar, Batum'dan uygun fiyata benzin almak için geçiş yapan Türkler ve sırtçantalı gezginler. Ortalıkta başı boş dolaşan poşetler, pet şişeler ve kavga gürültü sesleri eksik değil. Bir kara sınır kapısından ilk geçişimiz değil bu ancak gördüğümüz manzara diğer sınır kapılarına hiç benzemiyor.

 

Batum Gürcistan'ın Acara özerk bölgesi ve buraya geçmek için vizeye gerek yok. Yalnızca pasaportunuzla gitmeniz yeterli. Gürcü kadınlarla beraber pasaport kuyruğuna geçiyoruz biz de. Bu insanların çoğu her gün bu çileye katlanıyor. Hopa'dan Batum'a bir nevi bavul ticareti yapıyorlar. Poşetleri taşımakta zorluk çeken bir Gürcü teyzeye yardım ediyoruz. Türkiye tarafındaki pasaport işlemlerini hallettik diye sevinirken aynı kargaşanın bu defa Gürcistan tarafına geçerken de yaşandığını görüyoruz. Bu tarafta da işimiz bittikten sonra ülkeye giriş noktasında bizimle Türkçe konuşan bir taksiciye rastlıyoruz. Bizi şehir merkezine götürmesini istiyoruz ondan. Bu Gürcü taksi şoförü akıcı Türkçe konuşuyor ancak bir gariplik var. Çünkü Karadeniz şivesiyle konuşuyor dilimizi. Türkçe'yi Türk televizyon kanallarından öğrendiğini söylüyor. Karadeniz bölgesinin yerel televizyon kanallarını izleyerek Türkçe'yi öğrendiğini anlamak zor olmuyor.

 

Merkeze geldiğimizde bizi Rus mimarisiyle yapılmış sokaklar ve eski evler karşılıyor. Bu yapılar çok eski görünmesine rağmen oldukça planlı. Şehrin kaldırımlarını adımlayıp merkezdeki parka geliyoruz. Bu kocaman ve bakımlı parkta biraz yürüyüş yapıp sahile doğru ilerliyoruz. Parkın önünde bulunan plajın güzel bir kumsalı var. Henüz Nisan ayında olduğumuz için plaj oldukça boş. Güneş batmak üzere ve okaliptüs ağaçlı şehir Batum'dan ayrılmadan önce uzun uzun uzaktan geçen gemileri izliyoruz.


Yahşi Kent Bakü

 

DSCN1280Yaklaşık iki hafta sürecek bir iş gezisi için iş arkadaşım Bahri ile yolumuz Azerbaycan'a düşüyor. Bir pazar akşamı başkent Bakü'ye varıyoruz. Azerbaycan vizesini havaalanında almak mümkün. Bürokrasi çok yavaş işlediği için vizeyi almamız yaklaşık iki saat sürüyor. Kendimizi havaalanının dışına atıyoruz hemen. Buradaki taksilerde taksimetre kullanılmadığı için taksilerden biriyle pazarlığımızı yapıp bizi otelimize götürmesini istiyoruz. Akşam saatlerinde geldiğimiz için Bakü'nün merkezinde çok fazla trafik var. Trafikte yavaş yavaş ilerlerken tesadüfen üniversiteden arkadaşım Tağı'yı başka bir araçta görüyorum. Otelimize yerleştikten sonra Tağı ile beraber Targovi olarak adlandırılan merkezde bir şeyler içmeye gidiyoruz. Azerbaycan eski cumhurbaşkanı Haydar Aliyev'in doğum günü olduğu için yüzlerce havai fişek gösterisi yapılıyor meydanda.

 

Ertesi gün resmi tatil olduğunu ve çalışma yapılmadığını öğrenince şehri gezmek için fırsat buluyoruz kendimize. Kaleiçi, Kız Kalesi, Şirvan Şah Sarayı derken yorgunluğumuzu Hazar Denizi'nin kıyısında atıyoruz. Deniz üzerindeki petrol kuyularını kıyıdan görmek mümkün. Bu kuyular yüzünden denizde biriken yağ tabakası ise Hazar Denizi'nin güzelliğine gölge düşürüyor.

 

Bakü'deki hayat aslında tipik bir Anadolu şehrindeki hayata çok benziyor. İnsanlar çok sıcakkanlı ve Türk olduğumuzu öğrenince bizimle daha çok ilgileniyorlar. Özellikle taksiciler sohbet etmeyi çok seviyorlar. Bizim de bu sayede bir kaç Azerice kelime öğrenmemiz zor olmuyor. Şehirde dikkatimizi çeken diğer şey ise kızların sokaklarda el ele tutuşup yürümesi. Kısa zamanda uyum sağlıyoruz kente ve insanlara ancak İstanbul'u da özlemiyor değiliz. Yaklaşık on iki gün sonra İstanbul'a dönüş yapıyoruz.

İsmail