Bu şehirden giderken, Krakow...
Perşembe, 29 Temmuz 2010 11:51
Beni yakından tanıyan insanların hep karşıma çıkardığı bir soru vardı dünya turuna başlamadan önce; Krakow'a gidecek misin ? Ben her seferinde bu soruya hayır yanıtını versem de herkes benim Krakow'a gideceğimden emindi, anlaşılan sadece benimle beraber sadece 1 kişi inanmıyordu Krakow'a geleceğime.

Buraya gelmeye Lodz'daki son gecemizde karar verdik. Galiba herkes haklıydı. Saçma bir tren yolculuğunun ardından kendimi Krakow Glowny'de buldum yine. Bu tren istasyonu aslında çok tanıdık, anılar kafamda canlanmaya çoktan başlamıştı...

Trenden iner inmez kendimi burada en iyi bildiğim yere attım, kafamda onlarca soruyla. Ve geride kalan üç gün sonunda şimdi zihnim bomboş, soruların yerini boşluk aldı, anlamsız bir boşluk.

Aklımda sadece bir kaç görüntü var buraya ait, bir kavanoz, boş bir parkta bir bank, bolca yağan yağmur, cevapsız sorular ve verilemeyen sözler.

Hayat her zaman adil değil. Bu şehire son geldiğimde çok zor ayrılmıştım, şimdi yine ayrılıyor olmak çok daha acı verici.

ve söz verdiğim gibi, bugün ayrılıyoruz Krakow'dan. Kalbimi bu şehirde bırakarak. Dünya turu sanırım şimdi başlıyor...

Özcan
 
Vaadedilmiş Toprak, Lodz
Salı, 27 Temmuz 2010 00:47

DSC_0789İlk gelişimiz değil bu Lodz'a. Bundan üç yıl önce Varşova'dan kiraladığımız arabayla Wroclaw'a giderken yanlış yola saptığımızı farkedip yine de devam etmiştik. O yol bizi Lodz şehrine çıkarmıştı. Polonya'da gezilecek yerler listesinde alt sıralara itilmiş bu şehirde bir deniz, göl ya da nehir yok. Kızıl renkli, büyük, virane fabrikalar, sıvası dökülmüş ve camları kırık evler, Rus mimarisindeki dev bloklar, eski tramvaylar ve bütün bunların arasında akıp giden hayat var. İlk bakışta hayal kırıklığı gibi gelebilir ancak şehri gezerken kendinizi filmlerdeki 1950'lerin Polonya'sında hissetmemeniz imkansız. Her şey bir film karesini andırıyor. Bu yüzden dünya turumuz sırasında bu fotojenik şehire tekrar gelmek istedik ve bol bol fotoğraf çektik.

1850'li yıllarda Leh, Alman ve Yahudi üç işadamının şehire yatırımlarıyla açılan fabrikalar, Lodz'u ülkenin sanayi merkezi haline getirmiş. Şehrin gelişmesi bu tarihten sonra başlıyor. Bu üç işadamının hikayesini anlatan 1975 yapımı "Ziemia Obiecana" yani "Vaadedilmiş Toprak" adında  bir film de mevcut. Fabrikaların bir kısmı bugün hala kullanımda, bir kısmı farklı amaçlar için kullanılıyor. Biz de fotoğraf makinelerimizi alıp bu tarihi yapıların güzelliğini anlatmaya çalıştık. Tabi modellerimizin de yardımıyla.

DSC_0163Şehrin diğer kısmı ise daha yakın geçmişe sahip yapılardan oluşuyor. Dev bloklar halinde, SSCB zamanında inşa edilmiş bu yapılar hala kullanımda. Şehrin gençleri burada yaşamaktan pek memnun değiller. Lodz'un çok gri ve depresif bir şehir olduğunu düşünüyorlar. Belki de bu yüzden buradaki gece hayatı diğer şehirlere göre daha dikkat çekici. İnsanların Varşova'dan buraya eğlenmek için geldiğini de satır arasında belirtelim. Avrupa'nın en uzun caddesi olarak bilinen Piotrkowska'da çok sayıda bar ve gece klubü görmek mümkün. Tabi bir de dönercileri.

Son bir not Lodz'da Roman Polanski gibi ünlü yönetmenleri yetiştiren dünyanın en iyi film okullarından biri de bulunuyor. Çok köklü bir geçmişe sahip bu okulda eğitim hala devam ediyor ancak burada eğitim almaya hak kazanmak hiç de kolay değil.

 

Her ne kadar şehrin depresif olduğu düşünülse de buradaki insanlar tüm Polonya'da olduğu gibi sıcakkanlı ve yardımsever. Bizi evlerinde ağırlayan ailenin bize gösterdiği misafirperverliği unutamayacağız.

 

Lodz'da geçirdiğimiz üç günden sonra trenle Krakow'a doğru yol alıyoruz. Krakow ile ilgili notlarımızı ilerleyen günlerde bulabilirsiniz.

Not: Bundan böyle Dünya Turumuza ait fotoğraflarımızı Seyahatname adlı bölümde görebilirsiniz.

 
Varsova'dan ilk izlenimler
Cumartesi, 24 Temmuz 2010 13:12

DSC_0659Ve başladık, bu satırları yazdığımız sırada Varşova-Lodz trenindeyiz. Yolculuğumuzun ikinci durağına doğru ilerliyoruz. İstanbul'dan yola çıkalı üç gün oldu ve biz bu üç günün nasıl geçtiğini anlamadık bile. Bizi takip eden insanların merakta olduğunu biliyoruz ama henüz vakit bulabildik birşeyler yazmaya. Peki üç gün nasıl geçti ? Öncelikle bol bol yürüdüğümüzü söyleyebiliriz, zaten buradaki ilk sabahımızda bunun sinyallerini vermiştik.

 

Dünya Turu'nda önemli notlar madde 1 : Yeni bir ülkeye geldiğinde o ülkenin parasını edin yoksa otobüse binmeye bile para bulamazsın.

 

Varşova'da sıcaklığın 30 derecenin üzerinde olduğu düşünülürse süper bir başlangıç yaptığımız söylenebilir. Varşova'da nispeten şehrin dışında büyük bir ormanın hemen kenarında, sessiz ve sakin bir yerde kaldık. CouchSurfing her zamanki gibi bize destek oluyor. Her ne kadar evin köpeği Mathilda bizi önceleri pek sevmese de sonradan iyi anlaştığımız söylenebilir.

 

Varşova'da ilk günümüzü Nowy Swiat Caddesi, şehir merkezi ve eşki şehirde geçirdik. Nowy Swiat çiçekler ve kafelerle dolu uzun bir cadde.(Evet güzel kızlar da var.) Bu caddeyi boylu boyunca geçtiğimizde karşımıza Stare Miesto yani Eski Şehir çıkıyor. Büyükçe bir meydan ve eski bir kale karşılıyor bizi. Biraz daha ilerlediğimizde ise Arnavut kaldırımlı sokaklar ve eski evler arasında buluyoruz kendimizi. Turist sayısı oldukça az, Varşova diğer Avrupa başkentlerine göre daha az turist çekiyor.(benzer bir başkent için bkz: Ankara)

 

Akşam saatlerine doğru Stare Miesto'daki meydan daha da renkleniyor. Pek çok gösteri ve sokak konseri izlemek mümkün. Genç nüfüsun büyük çoğunluğu da akşamı burada geçiriyor. Her zamanki gibi meydanda

oturup insanları izlemek en keyiflisi.

 

Diğer gün hedefimizde Lazienki parkı var (ancak dikkat Vajenki şeklinde okunuyor) Bu park özellikle doğasıyla dikkat çekici. İçerde yapay göller ve 18. yy'da yapılan konaklar var. İnsanların şehiriçinde doğayla başbaşa kalabilecekleri bir yer olması güzel şey tabi. Akşamı yine Stare Miesto'da geçiriyoruz. Sonrasında Wisla nehri kıyısında keyifli bir sohbet geceye nokta koyuyor.DSC_0735

 

Bu arada satır arasında belirtelim; Varşova 2012 Avrupa Futbol Şampiyonası'na ev sahipliği yapacağı için pek çok yerde çeşitli inşaat ve restorasyonlar görmek mümkün. Bunun yanı sıra, Chopin'in 200. doğum yılı nedeniyle pek çok etkinlik var şehirde.

 

Şu anda Lodz'a doğru yol alıyoruz, bir saat kadar daha yolumuz var. Lodz üç sene önce buraya ilk geldiğimizde bizi fazlasıyla etkilemişti ancak çok kısa kalabilmiştik. Bu fotojenik şehirde bu defa biraz daha uzun kalarak şehri yaşamak ve bol bol fotoğraf çekmek istiyoruz, yollardan yazmaya devam edeceğiz...