Yeğenlerim ve Palamutbükü
Pazartesi, 28 Haziran 2010 19:08

datcaCuma günü işimden ayrılırken telefonumu, sim kartımı, dizüstü bilgisayarımı, şirket kimliğimi ve beni kısıtlayan başka ne varsa hepsini teslim ettim. Dünya turu öncesi ailemle vakit geçirmek üzere cumartesi günü memleketim tozlu Burdur'a geldim. Ertesi gün ablamlarla buluşacağımız Datça'ya doğru annem ve babamla hareket ettik. Uzun ve virajlı yollar sonrası Datça'nın ıssız koyu Palamutbükü'ne ulaştık. Burayı daha önce keşfetmemiş olmamıza çok üzüldüm. Etrafta sadece küçük motel ve pansiyonların bulunduğu bu koyun denizinin berraklığına hayran kaldım. Doğa, deniz, sakinlik. Hepsi çok güzel ama bunlardan daha güzeli ailemle beraber vakit geçirmek. Görünce kanımı kaynatan yeğenlerimin peşinden koşmak, babamla siyaset üzerine konuşmak, annemin beni evlenmeye ikna etme çabalarını dinlemek, hep beraber bir akşam yemeği masasında bulunmak. En çok bunları özleyeceğim.
ismail
Cuma günü işimden ayrılırken telefonumu, sim kartımı, dizüstü bilgisayarımı, şirket kimliği

ve beni kısıtlayan başka ne varsa hepsini teslim ettim ve dünya turu öncesi ailemle vakit

geçirmek üzere cumartesi günü memleketim tozlu Burdur'a geldim. Ertesi gün ablamlarla

buluşacağımız Datça'ya doğru annem ve babamla hareket ettik. Uzun ve virajlı yollar sonrası

Datça'nın ıssız koyu Palamutbükü'ne ulaştık. Burayı daha önce keşfetmemiş olmamıza çok

üzüldüm. Etrafta sadece küçük motel ve pansiyonların bulunduğu bu koyun denizinin

berraklığına hayran kaldım. Doğa, deniz, sakinlik. Hepsi çok güzel ama hepsinden daha

güzeli ailemle beraber vakit geçirmek. Görünce kanımı kaynatan yeğenlerimin peşinden

koşmak, babamla siyaset üzerine konuşmak, annemin beni evlenmeye ikna etmesini dinlemek,

hep beraber bir akşam yemeği masasında bulunmak. En çok bunları özleyeceğim.
 
İşten ayrılma vakti
Cuma, 25 Haziran 2010 08:01

Bugün itibarıyla işten ayrılıyoruz. İki sene önce "keşke" ile başlayan cümlelerde dünya turunun sadece hayalini kurabildiğimiz düşünülürse, bugün bu hayal için işten ayrılıyor olmak bize de saşırtıcı geliyor. Son 4-5 aydır süren hazırlıklar artık son aşamada. Aşılarımızı yaptırdık. Sağlık ve seyahat sigortalarımız hazır. Pasaport işlemlerini büyük bir sabırla tamamladık, vizeler için son dönemeçteyiz. Evet çok zor oldu ama aile ve arkadaşlarımızı da ikna ettik. Bugün de işten ayrılma vakti...

 

Her gün bir yerden göçmek ne iyi, bulanmadan donmadan akmak ne hoş.

Dünle beraber gitti cancağızım ne kadar söz varsa düne ait, bugün yeni şeyler söylemek lazım.

                                                                                                                            Mevlana

 

 
Türk'ün Dünya'yla imtihanı
Pazartesi, 14 Haziran 2010 14:46

Ne zaman yurtdışına çıksak mutlaka bir Amerikalı'ya, bir Avrupalı'ya ya da bir Avustralyalı'ya rastlarız ama bir Türk gezgine rastlamak pek olağan değildir. Aslında bu yıllardır kendi kendimize sorduğumuz bir sorudur aynı zamanda, neden Türk'ler diğer ülke vatandaşları gibi gezmezler? Cevabını zaten bildiğimiz bu soruya bugünlerde tekrar tekrar cevap alıyoruz.

 

Dünya Turu öncesi hazırlıkların son aşamasında vizeleri toparlamaya çalışıyoruz. Planımız gereği Rusya, Beyaz Rusya, Schengen, Çin ve Avustralya vizelerini yola çıkmadan önce İstanbul'dan alacağız, ya da düzeltelim, almaya çalışıyoruz. Malesef çok sınırlı vaktimiz var ve acele etmek zorundayız ama karşılaştığımız engeller bizi şimdiden bezdirdi. Çok basit örnekler verelim, mesela Almanya konsolosluğu en erken randevusunu 2 hafta sonraya veriyor ve bu tarihi daha önceye ya da sonraya alamıyorsunuz, talep edilen evrak listesinden hiç bahsetmiyorum bile. İkinci bir örnek; Rusya sadece tek girişli vize veriyor ve ülkeye girdikten sonra üç gün içinde kendimizi kayıt ettirmemizi istiyor. Bir üçüncüsü Beyaz Rusya vizesi başvurusu için bir acenta bizden tam 359 TL, yazıyla üç yüz elli dokuz türk lirası talep etti. Bir diğer örnek Çin, en fazla iki girişli vize veriyor ve sınırları dahilindeki Hong Kong'a girip çıksanız bile bu giriş haklarından biri yanıyor.

 

Rusya dışında her bir vizenin en az 3-4 günde çıktığını ve masrafının da en az 150 TL olduğunu belirtelim. Kısacası Türk'lerin neden pek gezmediğini anlamak zor değil, vize uygulamaları ve bunlara bağlı ücretler insanların elini kolunu bağlamış durumda.

 

Dünya Turu'nun bir Türk vatandaşı için ne kadar zor olabileceğini daha yola çıkmadan anladık, kimbilir yolda bizi neler bekliyor ? Günün şarkısını da Kurtuluş'a gönderelim, bir kaç hafta sonra yolculuğumuzun ilk durağında onun konuğu olacağız.

Özcan

 
Türkiye Gerçeği
Cuma, 04 Haziran 2010 13:11

Son üç gündür Türkiye gerçeklerinin tam ortasındayız. Bürokratik engellerle girdiğimiz savaştan yorgun, bitkin ve kızgın çıktık. Üstelik savaş bir cephede hala devam ediyor.

Uzun zamandır gündemde olan ve Türkiye'nin 1 Haziran'da tanışacağı açıklanan biyometrik pasaportlar için haftasonunda internet üzerinden randevumuzu almış, belgelerimizi çoktan hazırlamıştık. Görüntü itibariyle herşey iyi görünüyordu; internetten alınan randevular, cep telefonumuza gelen hatırlatma mesajları. Sorunsuz olacaktı galiba... ya da biz öyle sanıyorduk. DSC00704 Salı günü 11:00'da gittiğimiz Üsküdar Emniyet Müdürlüğü'nde aldığımız ilk cevap "Burada randevu sistemi daha başlamadı" oldu. Hemen arkasından da "Defter ücretini ne bankalar ne de vezne almıyor, kimse pasaport başvurusu yapamıyor zaten" geldi. Birbirimize boş boş bakarak ayrıldık Emniyet Müdürlüğü'nden.

Diğer gün gelmeden önce İsmail bankayı aradı, ücretlerin yatırabildiğini teyit ettirdikten sonra ikimiz adına da pasaport harç ve defter bedellerini yatırdı. (Bedellerden hiç bahsetmeyelim, yeterince acı verici) Tekrar Emniyet müdürlüğü'ne geldik, normal şekilde parmak izi ve pasaport sıramızı aldık. Saat 11:00 civarı 48. kişi işlem görürken bizim elimizdeki kağıtta 174 yazıyordu. Parmak izi sırasında ise 60 kişi vardı. Beklemenin hiç bir anlamı yoktu. Bir kez daha başımız önümüzde ayrıldık Emniyet Müdürlüğü'nden.

Üçüncü gün için daha kararlı hareket etmeye karar verdik, pasaport vizeler için öncelik taşıyor, acilen halletmemiz lazım. Sabah 07:30'da Üsküdar'da sıraya girmeye karar verdik. Bununla da yetinmeyip İsmail'in daha önce kontrol ettiği ve boş olduğunu gördüğü Gebze Emniyet Müdürlüğü'nden de rezervasyon yaptırdık.

Perşembe sabahı erken saatlerde pek çok insan bekliyordu Üsküdar İlçe Emniyet Müdürlüğü önünde. İlk gelenlerden olduğu anlaşılan yaşlıca bir amcanın bir kağıda isim listesi yazdığını öğrenip biz de ismimizi yazdırdık. Saatler 07:45'i gösteriyordu. Sonrasında topluca içeriye girip, tekrar sıra numarası aldık ve parmak izi işlemlerini tamamladık. Pasaport kuyruğuna geri döndüğümüzde bizi tartışmalar, protestolar ve alkış sesleri  karşıladı. Sorun şuydu; sabah 05:30'da gelen ilk kişi numaratörden sıra numarası olarak 19'u alabilmişti ! Bazıları bir şekilde sırada önlerdeydi yani. Bu duruma olan tepkiler sonucunda sabah tutulan listenin esas alınmasına karar verildi ve o liste üzerinden işlemler başladı. Listeyi ise yine kuyruktaki insanlar takip ediyordu.

Saat 10:00 civarında liste işlenmeye başladı. Ancak her bir kişinin işi ortalama 20-30 dakika sürüyordu ve sadece 2 görevli vardı. Bizim 46. ve 47. olduğumuz düşünülürse kısa vadede bize sıra gelmesi yine imkansızdı. Hızlıca karar alıp Gebze'ye gitmeye karar verdik. Nasıl olsa randevumuz vardı, hem boş oluyordu orası. 11:30 sularında Gebze Emniyet Müdürlüğü'ne vardık. Güle oynaya pasaport birimine yöneldik ve dün boş olan koridorda bizi yine uzunca bir sıra karşıladı! Biz şaşkın şaşkın etrafa bakınırken görevli bir polis kapıdan çıktı ve "Yeni pasaport sistemi çalışmıyor arkadaşlar" şeklinde bir cümle kurdu.

Saat 12:00 itibariyle durumumuz şuydu. Ne Üsküdar'da ne Gebze'de bir işlem yaptıramamıştık, İsmail'in işe dönmesi, benimse saat 13:30'da Maslak'daki toplantıya yetişmem gerekiyordu. Yarım günümüz çoktan heba olmuştu. Elimizde hiçbirşey yoktu kısacası.

Başka bir arabaya çarpmaktan santimetreler ve ani bir frenle kurtulup İsmail'i işine bıraktım. Sonrasında da Maslak'a doğru yola çıktım. Son bir yıldır Çin'de yaşayan ünivesite arkadaşım Dinçer'in beni araması da bu ana denk geldi. Bir kaç gün önceden Dinçer'e yemek sözü vermiştim ve bu söz, karmaşanın içinde aklımdan tamamen uçup gitmişti. Dinçer'e durumu açıklayıp, özürlerimi iletip hızlıca Maslak'a doğru yola koyuldum. Dinçer durum aynen böyle abi, kusura bakma :)

İkinci bir telefon bu sefer bana şirketteki toplantının iptal olduğu haberini verdi. Direksiyonu Üsküdar'a kırıp ordaki durumu öğrenmeye karar verdim. Tahminlerime göre sıra bize daha gelmemiş olmalıydı. Tekrar içeri girdim ve beklemeye koyuldum. Sıra hemen hemen yarılanmıştı, biraz daha beklemek gerekiyordu. Gün nasıl olsa heba oldu, gurur meselesiydi bu artık.

İşin ilginç tarafı kuyrukta sabahtan beri bekleyen insanların zamanla sohbete başlamaları, yakınlık kurmaları ve duruma kahkahalarla sabretmeye çalışması. En sinir bozucu anlarda bile neşelenecek bir şey bulmak bize özgü bir durum olsa gerek.

Uzun bir bekleyişin ardından sonunda sıra bana geldi ve 20 dakika içinde işlemlerimi tamamladım. Sabah 07:45'de başlayan mücadele 15:25'de sona ermişti. İsmail de bir süre sonra geldi ve işlemlerini tamamlamak için içeri girdi. Ancak günün daha şanssız ismi olarak fotoğrafında yaşanan sorun nedeniyle işlemlerini tamamlayamadı. En son Bulgurlu çevresinde görüldüğünü haber aldım, kendisine biyometrik fotoğraf çeken ancak bu fotoğrafta saçlarının yarısını yok eden fotoğrafçıyı arıyordu.

Böylece en azından birimiz pasaport başvurusunu sonunda tamamladı, diğerimiz ise diğer günü bekledi ve aynı sıkıntılara katlanmamak için çaresizce pasaportunu uzatmaya karar verdi.

Özetle modern Türkiye'nin en teknolojik yeniliklerinden biri olan biyometrik pasaportta durumumuz bundan ibaret; işe yaramayan bir rezervasyon sistemi, vatandaşların kendi elleriyle tuttukları listeler, her an çökebilen sistemler ve kuyruklarda geçirilen kaybolan giden günler...

Özcan

 
Havuza Atlamak
Salı, 18 Mayıs 2010 00:32

Yola çıkmamıza henüz bir aydan fazla var ama yavaş yavaş yolculuk hediyeleri almaya başladık. Sevgili dostum, Ege'nin en başına buyruk insanı Özlem annesinin benim için kendi elleriyle ördüğü bereyi aylar sonra teslim etti, soğuk yerlerde koca kafamın üşümesini istemiyor. Daha da önemlisi bana yol parası bile verdi, zor durumlarda lazım olabilirmiş.

 

Akşam akşam beni duygulandırdığını söylemeliyim, tamam ısmarladığı dondurma daha çok duygulandırdı ama olsun. Kendimizden şüphe ettiğimiz zamanlarda Özlem'in sözleri kulaklarımda yankılanacak, önemli olan havuza atlamak, dolu ya da boş olduğunu bile bilmeden.

 

Yaşadın mı büyük yaşayacaksın,

Irmaklara, göğe, bütün evrene karışırcasına.

Çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır.

Ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana...

 

Ataol Behramoğlu'nun "Yaşadıklarımdan Öğrendiğim Bir Şey Var" şiirinden...

Özcan

 
<< Başlangıç < Önceki 1 2 3 Sonraki > Son >>

Sayfa 2 / 3