Angkor Wat'dan Ölüm Tarlaları'na, Kamboçya
Perşembe, 12 Mayıs 2011 06:39
DSC_0472Bindiğimiz tuktuk başkent Phnom Penh'in 15 kilometre kadar dışına çıkıp tali bir yola saptığında güneş hala etkisini hissettiriyordu. Bir kaç kelime ingilizce ile anlaşabildiğimiz sürücü biraz sonra aracı parkedip bizi geniş bir kapıya yönlendirdi. Kapıyı geçip içinde çukurlar olan genişçe bir tarlaya girdik, biraz ilerde yükselen anıt nedensizce huzursuz ediyordu bizi. Ağır adımlarla anıta doğru yaklaştık ve anıtın içinde üstüste yerleştirilmiş yüzlerce kafatasıyla işte o anda karşı karşıya geldik. 1975'de Kamboçya'da yönetimi ele geçiren ve yaklaşık 4 yıl boyunca 1,5 milyondan fazla insanı katlederek yakın tarihin belki de en trajik günlerinin yaşanmasına sebep olan Kızıl Khmerler için inşa edilmişti bu anıt, yaptıklarının asla unutulmaması ve gelecek nesillere ders olması için. Tam ortasında bulunduğu çukur dolu tarlalar ise tüm dünyaya ve insanlığa acı bir mirastı. 20.000'den fazla cesedin çıkarıldığı toplam 129 toplu mezara ev sahipliği yapan bu mirasın adı ise Ölüm Tarlaları'ydı...

Laos'da geçirdiğimiz ıslak günlerin ardından tekrar 2. evimiz Bangkok'a dönmüştük. Türkiye'den misafirlerimiz vardı yine. Dilek ve Koray binlerce kilometre öteden Türkiye'deki dostlarımızın hem son haberlerini hem de bizi çok duygulandıran hediyelerini getirmişlerdi. Evden aylardır uzakta olan bizler için bu jestin değerini anlatmaya kelimeler yetmez sanırım, o yüzden yeni fotoğraf makinemizle bundan sonra çekeceğimiz resimlerle anlatmaya çalışacağız. Burdan tekrar teşekkürlerimizi iletelim payı olan herkese.

DSC_0038Dilek ve Koray'la geçirdiğimiz keyifli haftanın ardından yönümüzü bu sefer doğuya, Kamboçya'ya çevirdik. Son haftalarda Tayland ve Kamboçya arasında, paylaşılamayan bir tapınak sebebiyle yaşanan askeri gerginliğe pek aldırmadan yola çıktık ve Bangkok'dan sabahın ilk ışıklarıyla hareket eden trenle sınırdaki son Tayland kasabasına, Aranyaprathet'e ulaştık. Tayland tarafında işlemlerimizi tamamlayıp sınırı yine yürüyerek geçtik. (Yeri gelmişken; sınır geçişleri ile ilgili anlamsızca bir keyif alıyorum. Harita üzerindeki çizgileri adımlayarak geçmenin beni niye keyiflendirdiğini ise hala çözebilmiş değilim.) Kamboçya tarafına henüz ulaşmadan karşılaştığımız kumarhaneleri ise kumar oynamanın yasak olduğu ülkelerde insanların bulduğu bir çözüm olarak nitelemek mümkün sanırım. Sınır çizgileri üzerindeki vatansız kumarhaneler.

DSC_0069Kamboçya'ya giriş işlemlerini tamamlayıp otobüsle Siem Reap'e doğru yola çıktık. Hedefimizde Kamboçya'ya gelmemizin ana sebebi olan Angkor Wat tapınağı vardı. Yol boyu karşılaştığımız manzaralar Kamboçya'daki hayatla ilgili fikirler edinmemize yardımcı oluyordu. Uçsuz bucaksız pirinç tarlaları, tarlaların arasında yer alan tapınaklar, ağaç dallarından yapılmış evler ve evlerin önünde oynayan yarı çıplak onlarca küçük çocuk. Bir kaç saat sonra ulaştığımız Siem Reap, adeta Angkor Wat'ı gezmeye gelenler için kurulmuş bir şehir havası veriyordu. Şehrin merkezinde yer alan otel, bar ve restoranların çoğunun adında bir şekilde Angkor kelimesinin geçmesi de aynı sebepten olmalıydı. Şehir merkezinden biraz dışarı çıkınca gerçek Kamboçya ile karşılaşmak mümkündü. 10 dakika yürüyüş sonrası asfalt yollar yerini turuncu toprak yollara, oteller yerini gecekondulara, turistler ise yerlerini sokakta oynayan küçük çocuklara bıraktı. Dikkatimizi fakirlik çekmişti, insanların kısıtlı imkanlara sahip olduğunu anlamak zor değildi. Asıl para birimi bir kaç sıfıra sahip riel olan ülkede yaygınca Amerikan Doları kullanılması da dikkat çekici bir başka noktaydı. Bunların altında yatan nedenleri ise ilerleyen günlerde öğrenecektik.

DSC_0176Dinlenerek geçirdiğimiz bir günün ardından Siem Reap'in 6 kilometre kadar dışında geniş bir alana kurulu olan Angkor Arkeolojik Parkı'nı gezmek için bize tüm gün yardımcı olacak bir tuktuk şöförü ile anlaştık ve sabahın erken saatlerinde yola çıktık. Angkor Wat 12. yüzyılda bir Hindu tapınağı olarak inşa edilmiş, ancak ilerleyen yıllarda bölgedeki kültürel değişimle beraber Budist tapınağına dönüştürülmüş ve günümüze kadar da bu şekilde gelmiş. Halen dünya üzerindeki en büyük tapınak olarak kabul ediliyor ve Kamboçya halkı için çok özel bir yere sahip, öyleki Kamboçya bayrağı üzerinde de Angkor Wat'ı görmek mümkün. Aslında bu bölge Angkor Wat'la beraber pek çok arkeolojik yapıya ev sahipliği yapıyor. İnşa edildiği yıllarda 1 milyon kişinin yaşadığı büyük bir şehirmiş Angkor şehri. Zaman içinde insanların uygarlığı terketmesi ve ağaçların etrafı kaplamasıyla çok farklı bir hal almış. Taş duvarlarla çevrili ve herbirinde klasik Khmer mimarisinin ürünü olan yüz figürleriyle bezeli 4 kapısından içeri girilebilen Angkor Thom şehri, bu şehrin en önemli parçalarından Bayon tapınağı ve Lara Croft filmine ev sahipliği yapan, ağaçların taş duvarların üzerinden kök saldığı Ta Prohm bunlardan en göz alıcıları. Tüm günü yaklaşık 35 derece sıcaklık altında bir yapıdan diğer yapıya koşturarak geçirdikten sonra hava kararmak üzereyken Siem Reap'e geri döndük. Arkeolojiye bu kadar meraklı olduğumu ben bile bilmiyordum. Fazla dozda taş görmekten olsa gerek, ne kadar yorulduğumuzu ve güneş altında yandığımızı ancak otele geri döndüğümüzde farkettik.

DSC_0496Ertesi gün yönümüzü başkent Phnom Penh'e çevirdik. Hostelimize ulaştığımızda bizi herbirinin başında birer vantilatör bulunan 5 yer yatağının yanyana durduğu bir oda bekliyordu. Keyifli bir uyku için daha ne isteyebiliriz ki ? 4 nehrin birleştiği yerde kurulmuş olan Phnom Penh'e kanımız bir türlü ısınmadı. Onlarca motorsikletin ve yine motorsikletlerin çektiği tuktukların sebep olduğu karmaşa bizi yormaya yetmişti. Hiç bir trafik lambasının bulunmadığı kavşaklara 4 yönden gelen araçların birbirine değmeden yollarına devam edebilmesi tek bir kurala bağlıydı, geçiş hakkı büyük aracındır. Şehrin merkezi  Tonle Sap nehrinin batısına kurulmuş ve nehrin hemen yanındaki cadde adeta Kordon'u andırıyor. Şehirdeki lüks sayılabilecek kafe ve restoranlar da bu cadde üzerinde bulunuyor. Daha içerilere gidildiğinde ise yerel hayata karışmak mümkün, yemek kokularının birbirine karıştığı dar caddeler ve bu caddelerin birinden diğerine yol alan motorsikletler. Yerel halktan olmadığını anladıkları herkesi inatla araçlarına bindirmeye çalışan tuktuk şöförleri de cabası.

DSC_0452Phnom Penh'in dünya sahnesine çıkışı ise 1975 yılına dayanıyor. Yıllarca süren iç savaşın ardından Kızık Khmerler olarak bilinen radikal komünist hareket başkent Phnom Penh'i işgal etmiş ve Kamboçya'da iktidarı ele geçirmiş. Ülke ve dünya tarihinin en kanlı yıllarına sahne olan olaylar zinciri de bu şekilde başlamış. Eğitimini Fransa'da tamalayarak ülkesine dönen Pol Pot liderliğindeki Kızıl Khmerlerin asıl hedefi Kamboçyayı kendi kendine yetebilen bir tarım ülkesi haline getirmekmiş. Bu hedefe ulaşmak için de şiddete başvurmakta hiç tereddüt etmemişler. Kentlerde yaşayan milyonlarca insan köylere sürülmüş. Rejime karşı olduğu düşünülen pek çok kişi aileleri ile birlikte katledilmiş. Katledilen insanlar arasında profesörler, öğretmenler, yabancılar hatta yabancı dil bilenler ilk sıralarda yer almış. Yok edilen insanların küçük yaştaki çocukları bile ilerde intikam almalarını önlemek amacıyla öldürülmüş. Ülkedeki toplumsal yapının kökten değiştirilmesi için fabrikalar, okullar, üniversiteler, hastaneler hatta merkez bankası bile tahrip edilmiş. Para sistemi yok edilmiş ve paraya dayalı ekonomi ortadan kaldırılmış. Herkes pirinç tarlalarında çalışmaya zorlanmış. Değişime karşı gelmeye çalışan aydınlar ve eski devlet çalışanları rejim öncesi lise dengi bir okul olan ancak rejim sonrası sorgulama ofisi olaran kullanılan ve S-21 (Security Office 21/Güvenlik Ofisi 21) olaran bilinen merkezde korkunç işkencelerden geçirilmiş, sonrasında da öldürülmüş. Zamanla S-21 ihtiyaca cevap vermeyince şehrin biraz dışında insanların daha kolay ve seri öldürülebileceği ve cesetlerin kolaylıkla gömüleceği bir bölge oluşturulmuş. İnsanlar kamyonlarla S-21'den buraya getiriliyor, ardından burda öldürülerek toplu mezarlara gömülüyormuş. Sonraki yıllarda toplam 20.000'e yakın cesedin çıkarıldığı bu bölge şimdilerde "Ölüm Tarlaları" adıyla biliniyor. 4 yıllık Kızıl Khmer iktidarı sırasında ekonomik sistemin çökmesiyla baş gösteren açlık ve salgın hastalıklar sonucu ölenlerin sayısının, siyasi nedenlerle öldürülenlerle beraber 1,5 milyon olduğu tahmin edilmekte. Bu da o zamanki Kamboçya nüfusunun % 20'si anlamına geliyor. Rejim sırasında ülke çapına döşenen mayınlar günümüzde halen tam olarak temizlenebilmiş değil. Mayınlar sebebiyle pek çok kişi sakat kalmaya devam ediyor.

DSC_0271Phnom Penh'deki son günümüzü biz de önce artık müze haline getirilmiş S-21'e sonra da Ölüm Tarlaları'na ayırdık. Bir ülkenin nasıl kolaylıkla bu hallere gelebileceğini kendi gözlerimizle gördük. Ölüm Tarlaları'nı dolaştığımız sırada bastığımız topraklarda hala kemik ve kumaş parçaları görmek yaşananların ne kadar gerçekçi ve yakın olduğunun kanıtıydı. İşin en üzücü tarafı dış ülkelerden büyük destek alarak ülkeyi kan gölüne çeviren Kızıl Khmer rejiminin Vietnam ordusu tarafından 1979 yılında saf dışı bırakıldıktan sonra bile Birleşmiş Milletler nezdinde 12 yıl boyunca Kamboçya halkının temsilcisi olarak tanınması. Bir nevi katillerin kurbanlarını yıllar boyunca temsil etmesi durumu da diyebiliriz. Aslına bakılırsa geçmişten günümüze pek değişen bir şey yok. Şimdilerde özgürleştirme kisvesi altında başka ülkelerin topraklarına bomba yağdıranlar, o zamanlarda da benzer şekillerde işlerine geleni yapıyorlarmış. Kızıl Khmer rejiminin lideri Pol Pot 1998 yılında şüpheli bir şekilde hayatını kaybetmiş, tüm sırlarını da yanında götürmüş. Günümüzde sağ olan rejimin diğer yöneticileri halen mahkeme önüne çıkartılmaya çalışılıyor.

Dönelim gezimize, otele döndüğümüzde bir sürpriz bizi bekliyordu. Önce Bangkok'daki konsolosluktan, sonra da Phnom Penh'deki konsolusluktan red cevabı aldığımız ve son çare olarak acentalara başvurduğumuz Vietnam vizem başvurumuz yine reddedilmişti. Pasaportumuzun üzerindeki ay-yıldızı gören konsolosluk görevlileri yine Ankara'yı adreslemiş olmalılar. Sonuç olarak çok istememize rağmen Vietnam'a gidemedik, bu da rotamızda ani bir değişikliğe sebep oldu. Ertesi sabah yola çıkarak Tayland Körfezi manzaralı Tayland-Kamboçya sınırını geçtik ve önce Bangkok'a ardından da uzun bir otobüs ve gemi yolculuğu ile Tayland'ın güneyindeki Koh Phi Phi adasına ulaştık. Burada geçireceğimiz bir kaç günün ardından yönümüzü Malezya'ya çevireceğiz. Ekvator çizgisine iyice yaklaştık, diğer yarımküreye geçme vakti geliyor...
 
Özcan