Hayal Kırıklığı Bali'den Cennet Adaları Gili'ye
Cuma, 24 Haziran 2011 16:05

* Kurtuluş Cumhur Korkmaz'ın kaleminden...

DSC_0621 

Özledim ben bu çocukları…Uçak biletini çat diye almamı sağlayan motivasyon da buydu zaten, uzun uçak yolculuğunda aklımda olan düşünce de. Lüksemburg’dan trenle Frankfurt’a geçtikten sonra, Dubai aktarmalı Singapur’a uçtum. Aktarmalarla 20 saate yaklaşan yolculuk sonrasında Singapur’daydım, epey de yorulmuştum. Ertesi gün Bali’ye gideceğim için biraz dinlenmek üzere geceyi geçirebileceğim bir yer aradım.

 

DSC_0683Kendi sağlıkları açısından BTBŞ ekibinin ertesi gün Bali’de beni bekleyeceğini biliyordum. 2,5 saatlik kısa bir yolculuktan sonra Denpasar havalimanına inmiştim. Modern Singapur havalimanından sonra, gerek florası gerekse burnuma gelen tütsü kokularıyla Bali farklı bir yer olduğunu hissettirmişti.  Pasaport-vize kontrollerinden sonra havaalanından dışarı çıkınca öncelikle yüzümde hissettiğim güneşin sıcaklığı sonra da bir sene aradan sonra İsmail ve Özcan’ı dünyanın bir ucunda karşımda görmek beni çok mutlu etti. Kısa bir arayıştan sonra kalacak bir yer bulduk hemen kendimize. Çantalarımızı bıraktıktan sonra Bali’yi keşfe çıktık hemen.

 

DSC_0636Hint ve Çin kültürünün etkileri altında füzyon bir kültüre sahip Bali  4 milyona yakın nüfusuyla doğusunda Lombok ve batısında  Java adaları arasında kalan turistik bir ada.  Endonezya’nın diğer bölgelerinden de ağırlıklı olarak Hinduizm popülasyonu barındırmasıyla ayrılıyor. Dar sokakları, ısrarcı satıcıları, hemen hemen her yerde karşınıza çıkan tapınaklar ve muz kabukları üzerinde tanrılarına sundukları pirinç ve çiçeklerle gerçekten ilginç bir yer Bali. Adadaki temel endüstri turizm, 2002 yılında meydana gelen ve çoğunluğu Avustralyalı, 202 kişinin hayatını kaybettiği terörist bomba saldırısından kötü bir şekilde etkilenmiş hatta 2005 yılında tekrar bir saldırı düzenlenmiş ama ada turizmi bu kötü olayları geride bırakıp gelişmeye devam etmiş. Adayı gezmeye meşhur Kuta Plajından başladık ve güneşin batışını izlerken aynı zamanda ben hayatımda ilk defa Gelgit’e tanık oldum. Otelimize geri dönüp biraz dinlendikten sonra Endonezya mutfağını denemeye çıktık ve daha sonra da 2002 yılında bombaların patladığı cadde üzerinde yer alan meşhur, “Sky Garden” isimli gece kulübüne gittik. Tüm gezi boyunca denediğim Endonezya yemeklerini çok beğendim diyebilirim, hatta şimdi sıkıştırılmış pirinç, şehriye veya noodle’dan yapılan, aynı zamanda içinde bol miktarda haşlanmış tavuk ve baharat olan Soto Ayam çorbası (Emine Beder gibi ölçüler bardakla-kaşıkla)  olsa ne güzel olurdu.

 

DSC_0687Yazının başlığında yer alan hayal kırıklığına gelecek olursak, Bali deyince gözümde hep beyaz kumlu plajları ile palmiye ağaçları ve inanılmaz güzel bir deniz canlanırdı.  Bali’de denediğimiz 3 farklı plajda (Kuta, Uluwatu ve Blue Lagoon) bunların hiçbirini bulamamayı geçtik, denize girmeyi bile istemedik. Kuta plajı tam bir sörf cenneti, 2 -2,5 metre olan dalgalar arasında yüzmeyi denedik ama yorulup bıraktık sonunda, Blue Lagoon ise ismine yakışmayacak şekilde kum yerine çamurdan oluşan bir plaj. Aralarında kötünü iyisi ise Uluwatu plajıydı. Sahile kadar gelen maymunları izledik, denize girdik (yani okyanusa) ve plaj sonrasında ise içinde yüzlerce maymun olan Uluwatu (tam adıyla Pura Luhur Uluwatu) tapınağını gezdik. Eski dilde Luhur ilahi, ulu anlamına gelirken “Ulu” ise bir bölgenin sonu “Watu” ise kaya demekmiş. Aslında Ulu, ulu anlamına gelse daha güzel olurmuş , ama tapınak yüksek kayaların üstüne  ve okyanusun kıyısına kurulduğu için anlam bütünlüğü ile kendini affettirdi.

 

DSC_0665Ertesi gün ise Bali’nin sanat galerileri ve dans merkezleriyle ünlü olan Ubud kasabasına doğru yola çıktık.  Tamam belki Bali yerel kıyafetlerimi buradan almış, onlarca resim atölyesi görmüş ve güzel bir Bali masajı yaptırmış olabilirim (hem de sadece saatine 7 Euro vererek) yine de Ubud, bohem bir yer mi boş vaatler mi sorusuna ne yazık ki ikincisi diye cevap vereceğim. Ama Ubud ‘un bana öğrettiği daha doğrusu İsmail’in Ubud yolunda bana öğrettiği bir bilgiyi sizinle de paylaşmak isterim. (Daha sonra ben de İsmail’e Koreli bir yönetmeni öğrettim, ödeştik) Yolda etrafımda gördüğüm “Özel Kopi Luwak” kahvesi yazılarını İsmail’e sorduğumda boktan bir kahve işte dedi. Olayın aslını ise sonradan anlattı, meğer bu kahve dünyanın en pahalı kahvesiymiş (200 gramı 75 $, kilosunun fiyatını da da siz içler dışlar çarpımı yapıp bulun) ve Luwak ‘in (kedigiller familyasından güney Asya’da yasayan bir hayvan) def-i haceti sonrasında toplanan kahve çekirdeklerinin dışkıdan ayıklanmasıyla yapılıyormuş. Simdi “yıkamadan yeme oğlum” ile büyümüş bizim nesile ters geldi Luwak kahvesi. Sonra yine hayvana ne yedirsek aroma veririz kahveye, abi açacaksın Nişantaşı’na bir cafe, satacaksın Luwak kahvesini tüm entelijansiya’ya gibi derin muhabbetlere girdik tabi ki de. Kobe Beef‘e 200 TL veren komüniteye fincanı 40 dolardan kahve neden satılmasın, anne bana neden almıyorsun bizde Luwak kahvesi niye yok?

 

DSC_0939Gezimizin 5. gününü devirirken Bali’de aradığımızı bulamamış ve artık farklı bir yere gitmemiz gerektiğini biliyorduk, internetten yaptığımız derin araştırma sonunda Bali adasının doğusunda yer alan 3 küçük adadan en büyüğü olan Gili Trawangan adasına gitmeye karar verdik. Ertesi gün hızlı botla Padang Bai üzerinden Gili Trawangan adasına ulaştık. Adada küçük bir iskele dahi olmadığı için  denizin içine atlayarak sahile çıktık, suyun rengini ve adanın güzelliğini gördüğümde ise şu ana kadar verdiğimiz en iyi kararın Gili adalarına geçmek olduğunu anladık. Uzun bir arayıştan sonra kalacağımız yeri bulduktan sonra soluğu mükemmel Gili plajında aldık. Su ana kadar gördüğüm en güzel deniz ve sahildi demem sanırım iddialı olmayacaktır. Gili Trawangan adası 700 kişilik nüfusuyla, içme suyunun adaya teknelerle getirildiği bu yüzden bungalow sahiplerinin odalardaki duşları “no sea water”(deniz suyu değil) diye pazarladığı tropikal cennet bir ada. Üzerinde Irish Pub olan en az nüfuslu yer olma rekorunu da elinde bulunduruyormuş. Bu yüzden biz de öncelikle ertesi gün için şnorkel turumuzu ayarladıktan sonra Irish Pub’in yolunu tuttuk. (Aslında bu yüzden değil bize marihuana satmaya çalışan bir genç bize Irish Pub’da büyük parti var dedi). Genel Irish Pub havasından farklı olarak, Gili ‘deki Irish Pub aksam 9’a kadar deniz mahsulleri ve farklı ızgara et çeşitleri servisi yapan sonrasında ise plajın yanında Açıkhava’da Bar’a dönüşen bir mekan. Biz çok sevdik burayı, dünyanın farklı yerlerinden gezginlerle tanistik. Hatta beni oraya 30 sene önce 20 yaşında gelip bir daha ülkesine dönmeyen İngiliz bir kadının hikayesi çok etkiledi.

 

DSC_0901Gili adalarının güzelliği cidden insanın oradan ayrılmasını epey zorlaştırıyor. Bunu ertesi gün yaptığımız, mercan resifleri arasında kaplumbağalar ve tropikal rengarenk balıklarla yüzdüğümüz gün daha iyi anlayacaktım. Gece kaldığımız pansiyona dönerken “Wish you were here” çalan Gili adasından iki gencin yanına Özcan’la birbirimize hiçbir şey demeden hemen oturduk. Hayatımda ilk defa bulunduğum güney yarımkürede, dünyanın diğer ucunda küçücük tropikal bir adada, müthiş bir geceden sonra karşımızda okyanus, iki gencin inanılmaz Pink Floyd performansını dinliyorduk. Dünya turu yapmayı hayal ettiğim dönemlerde tasavvur ettiğim, aklımdaki ilk kare sanırım böyle bir şeydi.

 

IMG_0382Gezdiğimiz yerlerin güzelliği, uzun sureden sonra birbirimizi görmemiz ve gezi boyunca inanılmaz gülmemizin dışında, ki Aycan Koray& Dilek de bana hak verecektir, Başka Türlü Bir Şey ekibiyle beraber bir şeyler yapıyor olmayı ne kadar özlediğimi hatırladım bu gezide. “Into the Wild” filminin son sahnesi aklıma geldi sonra:

 

“Happiness only real when shared” (Mutluluk sadece paylaşıldığında gerçektir...)

 

Not: İsmail& Özcan beraber geçirdiğimiz süper 12 gün için teşekkürler!

 

BTBŞ'nin notu : Dünya Turu fikrinin mimarlarındandır aslında Kurtuluş, ilk plan hep beraber çıkmaktı yola. Dolayısıyla ruhen sürekli bizimle gezdiğini söylemek mümkün. 12 gün de olsa bunu gerçeğe dökebilmek çok güzeldi, çok özeldi...

 

Ayrıca dünyanın en eski yağmur ormanında bile göremediğimiz tapiri seninle görmek bizi çok mutlu etti Kurt, bu şarkı da Gili anısı olarak kalsın akıllarda...

 

 

 

 
Mister, Mister, Jakarta & Yogyakarta
Pazartesi, 13 Haziran 2011 08:18
DSC_0158Gözümü açtığımda etrafta pek çok insan bana bakıyordu. Boylu boyunca yatarak işgal ettiğim 4 sandalye dışındaki tüm sandalyelerde birileri oturuyordu, pek çok kişi de ayakta bekliyordu. Uyku sersemliğini üzerimden çabuk atıp doğruldum, geceyi havalanında geçirdiğimi hatırlamam bir kaç saniye sürdü. Boşalttığım sandalyelerde hemen doldu zaten. Neyse ki check-in'de bu kez sorun yaşamadık ve uçakta yerimizi aldık. Dünyanın en kalabalık 4. ülkesi olan ve toplam 17508 adadan oluşan Endonezya'ya yolculuğumuz işte böyle başladı. Endonezya yüzölçüm olarak büyük bir ülke ve tamamen adalardan oluştuğu için her yerini gezmek muhtemelen aylar sürebilir. Biz de bunu göz önüne alarak önceliğimizi Java adası ve Bali'ye verdik. Başkent Jakarta da Java adasındaki ilk noktamız oldu.

DSC_0271Uçağımız Jakarta Soekarno-Hatta Uluslararası Havalimanı'na indiğinde ülkeyle ilgili ilk izlenimlerimizi de edinmeye başlamıştık. Bizi şehir merkezine götürecek olan otobüs şehrin yoğun trafiğine karıştığında bu kaotik başkentte bizi en çok zorlayacak olan gerçekle de yüzleşmiş olduk. Jakarta'daki trafik sıkışıklığını görünce, İstanbul trafiğinden nefret eden biri olarak yollarda geçen saatlerle ilgili anılarım gözümde çoktan canlanmaya başlamıştı. Metro hatları inşa edilmesini 2026 yılına adresleyen bu şehirde her yere yol, köprü ve tünel yapılması yine tanıdık bir şehri ve benzer anıları çağrıştırıyordu sanki. Uzun zaman sonra Jakarta tekrar CouchSurfing kullanmaya karar vermiştik. Daha önce iletişime geçtiğimiz David'le işyerinde buluşup evine gittiğimizde 2 Alman gezgin bizi bekliyordu. Gezi boyunca hemen hemen her şehirde Almanlarla karşılaştığımızı söylemiş miydim ? Çantalarımızı atıp yerleştikten sonra hep beraber yemek yemeye çıktık, menümüzde orjinal adıyla Mie Ayam Bloom ya da bize daha yakın kelimelerle Aptal Tavuk Noodle'ı vardı.

DSC_0248Uzun yıllar boyunca Hollanda sömürgesi olarak kalan Endonezya 2. Dünya Savaşı sonra bağımsızlığını ilan etmiş. Pek çok farklı etnik grubun bir arada yaşadığı ülke dünyanın en güzel doğal güzelliklerinden bazılarına sahip ancak yakın tarihinde pek çok acılar da yaşamış. Ülke sık sık volkan patlamaları, depremler ve buna bağlı tsunamilere sahne olmuş. Nüfusun büyük çoğunluğu müslüman olsa da diğer dinlere sahip pek çok insan da görmek mümkün ve herkes kendi inancını istediği gibi yaşayabiliyor. Bunun en güzel örneği de 200.000 kişi kapasiteli Istiqlal Camii ve şehrin en büyük Katolik Katedralinin karşı karşıya bulunması. Kiliseden çıktığınızda karşıdaki camide ezan sesini, camiden çıktığınızda ise kilisenin çan seslerini duymak farklı inanışlara saygı adına çok güzel bir örnek. Jakarta, Güneydoğu Asya'nın en hareketli ve garip başkentlerinden biri. Din olgusunun yoğun yaşandığı bu şehirde perşembe günü açılan ve pazartesi sabahı kapanan gece kulüpleri de bulmak mümkün. Ulusal Anıt, şehrin ilk kurulduğu yer olan Kota ve Sunda Kelapa da diğer dikkat çekici yerler.

DSC_0162Java adasındaki ikinci noktamız olan Yogyakarta şehrine geçmeden önceki son gecemizde beraber kaldığımız 2 Alman gezginin yerine yeni 2 Alman misafirimiz vardı. Onların hikayeleri ise biraz daha farklı. Alman hükümetinin desteklediği bir programla gönüllü olarak öğretmenlik yapmaya gelmişler bu ülkeye. Biri 10 aydır, diğeri ise 4 aydır ülkenin pek bilinmeyen bir şehrinde  ingilizce ve fransızca öğretiyorlar. Şaşırtıcı olan nokta ise birinin 20 diğerinin ise sadece 19 yaşında olması. Henüz üniversiteye bile başlamadan evden binlerce kilometre ötede böyle bir maceraya atılmak sanırım vizyon farklılığının göstergesi. Benim üniversiteye başlamadan önce hayallerimin ulaşabildiği en uzak noktanın İstanbul Boğazı olduğu düşünülürse durum daha rahat anlaşılabilir.

DSC_0454Yogyakarta'ya doğru yola çıktığımız trene sabahın çok erken saatlerinde bindik. Sert rahatsız koltuklardaki keyifsiz uykumuz trende sürekli olarak dolaşan ve meyveden hediyelik eşyaya kadar geniş bir ürün yelpazesine sahip satıcılar tarafından sık sık bölününce, yorgun bir şekilde ulaştık Yogyakarta'ya. Barındırdığı üniversiteler sebebiyle öğrenci şehri olarak da bilinen bu şehirde gezginleri çeken iki önemli nokta vardı. Bunlardan ilki olan Borobudur Tapınağı'na önümüzdeki gün konuk olduk. 8. yüzyılda inşa edildiği tahmin edilen ancak ülkedeki din değişiklikleri sebebiyle uzun süre gözardında kalan bu Budist tapınağı 1814'de tekrar bulunduğunda volkanik küller ve çalılarla kaplıymış. Katları dolaşarak gezildiğinde Budist inanışına ait öğretilerin okunabileceği işlemelerle kaplı bu tapınakta yukarıya doğru olan yolculuk sonunda içlerinde Buda heykellerinin bulunduğu 72 Stupa ile karşılaşmak mümkün. Tapınağı gezdiğimiz sırada karşılaştığımız ilgi ise bizi tapınaktan daha çok şaşırttı açıkcası. Bizimle fotoğraf çektirmeye gelen çekingen öğrencilere her dakika yenileri eklendi. Hiçbirini kırmayarak hepsiyle fotoğraf çektirdik, ünlü olmanın bedeli olmalıydı bu !!!

DSC_0567Bali adası'na doğru 19 saatlik otobüs yolculuğumuz öncesi son saatlerimizi yine tarihi bir tapınağa, Prambanan Hindu Tapınağı'na ayırdık. Yogyakarta yakınlarındaki Merapi yanardağında yakın zamanda meydana gelen ve onlarca kişinin ölümüne sebep olan volkanik patlamanın külleriyle kaplı evlerin arasından geçip tapınağa ulaştık. Yine yakın zamanda Yogyakarta'da meydana gelen depremde tapınağın bir bölümü zarar görse de üzerlerindeki Hindu inanışına ait süslemelerle kaplı uzun yapılar dikkat çekiciydi. İşin ilginci Hindistan ve Nepal'de bu tür tapınaklara girişimize çoğunlukla izin verilmezken Hinduizmin bu özel eserlerini Hindistan dışında rahatlıkla görebiliyorduk. Prambanan Tapınağı'nda yine ilgi odağıydık, bedel ödemeye devam ediyorduk. Kulağımıza çalınan her "Mister" sesi yerini bir kaç saniye sonra cep telefonlarından gelen dijital seslere bırakıyordu. Arka arkaya çektirdiğimiz resimlerden sonra kaçarcasına ayrıldık tapınaktan, bir kaç saat sonra hareket edecek olan otobüse yetişmemiz gerekiyordu.

DSC_0562Uzun Bali yolculuğumuz çift şeritli ve son derece kalabalık dar yollarda saatler sürdü ancak çoğunlukla uyuduğumuz için pek de bir şey anlamadık. Her şartta uyuyabilir hale geleli çok olmuştu. Otobüsümüz gece geç saatlerde feribotla Bali adasına geçtiğinde bile çıkmamıştık dışarıya. Sabah erken saatlerde adanın başkenti konumundaki Denpasar'a indiğimizde hala uykumuz vardı ancak kendimize gelmemiz gerekiyordu zira haftalar öncesinden planladığımız Kurtuluş'un Lüksemburg-Bali yolculuğunun sona ermesine sadece bir kaç saat vardı ve Kurtuluş'u havaalanında karşılamamamız sağlığımız ve gezinin bundan sonraki gidişatı ile ilgili ciddi sorunlara yola açabilirdi...
 
Özcan