Asya'ya Veda, Singapur
Salı, 28 Haziran 2011 01:32
DSC_0022Ne yalan söyliyeyim, karşıma bir dünya haritası çıktığında haritanın sağındaki kısmı pek umursamazdım. Oralar benim için "uzak" olmaktan öteye geçmiyordu. Gözüm hemen sola kayardı harita üzerinde, batıdaki ülkelere bakardım, başkentlerine, nehirlerine. Hep oradaki yaşamları hayal edip, oralarda olmak isterdim. Çünkü televizyonlar, gazeteler, sinema filmleri bize hep orayı gösterip anlatırdı. Bu yüzden hep onlar gibi giyindik, onlar gibi yedik hatta onlardan biriymiş gibi davrandık. Oysaki hiç bir zaman onlardan biri olmadık, olamayız da. Haritadaki sol taraf bizi hiç sevmedi bugüne kadar, bizim onları sevdiğimiz kadar. Her gitmek istediğimizde bin bir zorluk çıkardı. Kapıdan kovdular ama bacadan girmeye çalıştık. Vize kuyruklarında süründük, elimizde birbirinden ilginç evraklar ile. Vize almayı başarınca da sınır kapılarında pasaport polislerine şirinlik yaptık, ezildik, büzüldük karşılarında. Buna rağmen kimi zaman gi-re-mez-sin demelerine bile şahit olduk. Asya'lı hatta Orta Doğu'lu olduğumuz aklımıza gelmedi hiç, getirmek istemedik. Güneşin ne taraftan doğduğunu, buralara hangi topraklardan geldiğimizi hiç farketmedik. Ben ilk defa bu gezi ile tanıştım Asya ile ve Asya´lı olduğumu anladım. Dünyanın merkezinin bu topraklarda olduğunu bu kadar geç anladığım için hayıflandım. Hayatın canlılığı, kültürel zenginliği, kimi zaman ürkek bir kediye benzettiğim insanlarının sıcaklığı beni her kilometresinde kendine bağladı. Tam 10 ayımızı bu topraklarda geçirdik. Ve Singapur, Asya'daki son durağımız oldu. Ne yalan söyliyeyim, hüzünlendim...

Yolda tanıştığımız ve daha önceden Singapurda bulunan insanların yorumlarına dayanarak bu küçük ülke ya da büyük şehirden çok bir beklentim yoktu. Ancak durum böyle olmadı. Singapure Nehri etrafında kurulmuş, 6 milyon nüfusa sahip bu ülkeyi gördükten sonra Kurtuluş dahil hepimizden "abi tam yaşanılacak bir ülke burası" şeklinde sesler yükseldi. Neden mi, anlatayım...

DSC_0050Lombok'un Gili adalarında tanık olduğumuz dünya gezimizin en muhteşem denizini geride bırakıp Malay yarımadasının ucundaki ada ülkesi Singapur'a hava yoluyla geldik. Singapur çoğunluğu Çin´li olmak üzere Hint ve Arap gibi etnik grupları barındıran bir ülke. Bu yüzden birçok kültüre ait izler bulunabiliyor. Singapur'da Çin havası solumak için Çin mahallesine, Hindistan'ın temiz versiyonu nasıl olur diye merak edilirse küçük Hindistan´a, orta doğu ezgileri eşliğinde nargile keyfi yapılacaksa da Kampong Glam'a yani Arap sokağına gitmek gerekiyor. Hatta bu sokakta üç beş Türk restoranı bile bulunuyor. Herkes kendi etnik dilini konuşabildiği gibi anadil seviyesinde İngilizce de konuşabiliyor. Bazı Çin'lileri kendi arasında İngilizce konuşurken görmek her iki dile de nasıl hakim olduklarını anlamaya yeterli. Farklı kültürden insanlar olunca da farklı dinler söz konusu oluyor. Budizm, Hinduizm, Sihizm, Hristiyanlık, İslamiyet ve başka dinlere mensup birçok insan ve elbette bu dinlere ait ibadet yerleri mevcut. Bu çeşitlilik mutfağa da yansımış. Avrupa mutfağı dahil her kültüre ait restoranlar bulunabiliyor ancak bizim en çok hoşumuza giden Asya'nın klasiği açık hava yiyecek pazarları oldu. Bu açık restoranlar diğer Asya ülkelerine göre fazlaca temiz ve pahalı. Şehrin her yeri büyük parklarla dolu ve insanlar bu parklarda yürüyüş, koşu veya paten yapıyorlar ancak mangal yapan göremedim, en azından benim bulunduğum doğu kıyısı parkında yoktu. Singapur bugüne kadar karşılaştığım en temiz ülke öyle ki ülkede sakız çiğnemek bile yasak çünkü bu sakızın yere atılıp kirlilik yapma olasılığı var. Bu yüzden markette sakız bulmak mümkün değil. Aslında Türkiye'de de ben yerde hiç sakız görmüyorum çünkü çekirdek kabukları buna mani oluyor.

DSC_1011Singapur uçuş yolları üzerinde bulunduğu için dev bir havalanına sahip aynı zamanda da büyük bir limana. Bütün bunlar ülkeyi ticaret merkezi haline getirmiş. Ne yana baksanız yüksek plazalar görülüyor ancak şehir planlaması çok düzgün olduğu için bu gökdelenler insanın hiç de canını sıkmıyor. Bu plazaların yoğun olarak bulunduğu bölgelerden birisi de Marina koyu. Bu koydaki en ilgi çekici yapı Moshe Safdie tarafından dizayn edilen Marina Bay Sands adındaki lüks bir otel. Bu sıradışı yapı, tepesindeki gemi güvertesi ile yeni olmasına rağmen şimdiden Singapur'a ait imza bir mimari olmuş durumda. Yerden 191 metre yüksekte bulunan güvertenin üstündeki yüzme havuzu dünyadaki en yüksek yüzme havuzu ve insanlar şehir manzarası izleyerek havuz sefası yapabiliyor, tabi bu kadar yüksekte yüzmeye cesaret ve bir de bütçe lazım. Zira bu otelde bırakın kalmayı yapıyı yakından görmek için bile epeyce ödeme yapmak gerekiyor. Otelin alt kısmında bulunan lüks alışveriş merkezleri, kumarhaneler, sanat galerileri burayı Singapur'un en gözde yerlerinden biri haline getirdiği kesin. Daha üç beş sene öncesine kadar buraların bir harman yeri olduğunu ve bir yatırımcının gelip burayı lüks bir komplekse dönüştürdüğünü düşünmek çok ilginç. Şaka yapıyorum elbette. Geceleri bu bölgede yapılan su ve ışık gösterileri Hong Kong'daki her gece düzenlenen "Işıkların Senfonisi" gösterisini hatırlattı bana.

DSC_0981Plazalar, iş merkezleri, lüks mağazalar... Singapur sadece bunlarla anılmak istemediği için son yıllarda daha fazla sanatsal faaliyette bulunup farklı türden sanatçıları ülkeye çekmeye çalışıyor. Bu yüzden özellikle Marina koyunda bulunan Esplanade bölgesini tiyatrolar, sanat galerileri ve müzeler ile donatmış. Buradaki alt geçitler bile birer sanat galerisi. Eğer bir akşam üstü canınız canlı piyano performansı dinlemek isterse sadece tüp geçitleri kullanmak yeterli ya da bir pazar sabahı canlı alternatif rock müzik dinlemek için yine bu bölgedeki açık hava tiyatrosunda oturmalısınız. Bütün bunlar şehri canlı yapan şeylerden bazıları. Bir de Singapur gece hayatından bahsetmeden olmaz. Clark Quay bölgesi özellikle hafta sonları tüm Singapurluların ve şehirde yaşayan yabancıların akın ettiği bir bölge. Nehir boyunca sıralanmış onlarca bar ve restoran gecenin ilerleyen saatlerinde "akmaya" hazır potansiyel insanların takıldığı bir bölge. Yine bu bölge etrafındaki onlarca gece klubü tüm hafta ofislerinde stres depolamış insanlara hizmet ediyor. Ancak bizim bir ofis hayatımız olmadığı için bu klüplerden biri olan Zouk adlı kulüpte bulunmadık (ya da bulunduk, işte bütün mesele bu). Burada gördüğümüz Maraş dondurmacısı Türk girişimcisinin gözünden hiç bir şeyin kaçmadığını gösterdi tekrar. Şehirde daha bunun gibi bir çok bölge var. Hepsi farklı bir ihtiyaca hizmet ediyor. Burada yaşamak için bütçenizin gerçekten çok yüksek olması gerekir. Dünyaca ünlü kıyafet markalarının arka arkaya sıralandığı Orchard yolu bunun ispatı (ünlü olduklarını Kurtuluş'tan öğrendim, benim dünyadan haberim yokmuş).

Singapur üniversitesi dünyada hatırı sayılır bir okul olduğu gibi ülkedeki potansiyelin farkına varan Chicago Üniversitesi ve INSEAD gibi dünyaca ünlü diğer okullar da Singapur'a bazı kampüsler açmışlar. Ben şahsen bu okullardan INSEAD'da bulundum bu gezi sırasında. Evet gezimizde bundan sonra okulları da ziyaret etmeye karar verdik. Tüm okulları gezip, müzakerelerde bulunacağız ve Türk eğitim sistemini düzelteceğiz. Yapabilsek çok güzel olurdu ancak bu okulda bulunma sebebim Kurtuluş'un buraya başvurma niyetinden başka bir şey değildi. Yıllar sonra Kurtuluş sayesinde (yüzünden) okul kapısından içeri girdim.

DSC_0996Biz tüm bunları yaparken Singapur günlerinin de sonuna geldik, dolayısıyla Asya'daki son anlarımızın. *Rotamızda Avustralya ve Yeni Zelanda vardı ancak, zaman, para ve mevsim gibi parametreler yüzünden Okyanusya'yı bir sonraki dünya turuna bıraktık (*bu kısım anneler tarafından okunmayacaktır, ayrıca şakadır). Önce Kurtuluş´u Changi havalanından güle güle Lüksemburg´a uğurladık (bir dahaki sefere uçuşunu gün doğumuna almazsan iyi olur) ve bundan 2 gun sonra da bizi Güney Amerika'ya uçuracak 777'nin kalkacagi ayni havalanina tekrar geldik. Sevimli Singapur polisinin pasaportumuza bastığı çıkış damgasından sonra sınırdan geçtik ve maceralarla dolu Asya yolculugumuzu tamamladik. Yazının başlığı Asya'ya veda ancak bu geçici bir veda. Aslında ben hoşgeldin Asya demek istiyorum...
ismail