Yol 7, Buenos Aires & Mendoza
Pazartesi, 04 Temmuz 2011 09:39
DSC_00622Bu kamyon da durmadı, yaklaşık 2 saattir Buenos Aires'i önce Mendoza'ya sonra da Şili'nin başkenti Santiago'ya bağlayan karayolunun, yani Ruta 7'nin kenarındayız ve otostop çekiyoruz ancak pek şanslı değiliz anlaşılan. Yanlış yerde mi duruyoruz acaba ? Hava da soğuk, ne gerek vardı ki mis gibi denizi bırakıp dünyanın öbür ucuna, hem de diğer yarımküreye, üstelik kışın tam ortasına gelmeye...

"İsooo, biraz daha ileri mi gitsek ya ? durmuyorlar burda, kulaklarım dondu yaaa..."

DSC_0176Hayır, ben aslında kamyonları çok severim. Çocukken ayrı bir ilgim vardı tırlara, kamyonlara (bir de 2 katlı otobüslere). Uzun yolculukları da çok merak ederdim. Üniversiteye gidene kadar en uzun yolculuğum önce Ankara'ya sonra da Konya Ereğli'ye olurdu benim. O yolculukların önceki gecesinde de uyuyamazdım. Sonraki gün otobüste gözümü camdan ayırmadan dışarıyı seyrederdim. Ankara'daki eski otobüs terminalinden kalkan 2. otobüs bizi Ereğli'ye götürürdü, Hasan Dağı'nın, Tuz Gölü'nün yanından geçip akşama Ereğli'ye varırdık. Tabi üç kardeş otobüste su içmekten büyük keyif alınca anneme (bazen de rahmetli anneanneme) yolu eziyet haline getirirdik ama ne yapalım, o yıllarda otobüslerde dağıtılan poşet suları içmek çok keyifli olurdu...

"Durdu, İso koş durdu, nereye kadar gidiyormuş sor bakalım..."

DSC_0070Asya'dan geçirdiğimiz 10 ayın sonunda kıta değiştirme varkti gelmişti, İsmail'i gözyaşları içinde uçağa bindirip uzun bir yolculuğun ardından tanıdık topraklara, Buenos Aires'e ulaştık. 2007 yılında, askere gitmeden hemen önce ilk kez geldiğimiz Güney Amerika'yı çok sevmiş, o gezinin son durağı olan Buenos Aires'in yemyeşil parklarından çok etkilenmiştik. Ama burası önceden geldiğimiz ve çok beğendiğimiz o şehire benzemiyordu, çünkü herşeyden önce soğuktu. Aylardır Güneydoğu Asya'da o ada senin, bu ada benim gezen iki koca adam, yarımküre dolayısıyla mevsim değiştirince sudan çıkmış balığa dönmüştük. Havaalanında şortla dolaşan 2 adamı gören paltolu, bereli Arjantinlilerin de bu duruma biraz şaşırdığını söylemek lazım.

DSC_0097Mevsim kış, hava soğuk olmasına rağmen tekrar bu Buenos Aires sokaklarında yürümek keyif vericiydi. Asya'da gezdiğimiz şehirleri düşününce buraların çok farklı oldugunu da belirtelim, aylarca Asya sokaklarında gezinip birden buralara gelmek son derece garip geldi bize, hatta bir kaç gün alışmakta zorluk çektik. Zaten 11 saat dilimi değiştirince akşamları erkenden uyuya kaldığımız için Buenos Aires günlerimiz genelde uyuyarak geçti ya neyse. Yine de burada aramıza katılan Lora eşliğinde şehrin tarihi merkezleri La Boca ve San Telmo'yu bir kez daha gezdik, La Bombonera'da Maradona'ya bir kez daha saygılarımızı ilettik. La Boca civarında Türk olduğumuzu öğrenen bir restoran çalışanının "Re re re ra ra ra Gassay Gassay Cimbom" sözleri yüzümüzde yine gülümseye yol açtı, aynı gittiğimiz her ülkede Türk olduğumuzu söylediğimiz pek çok kişinin "Gataralasay, Sukur, Hagi, Hasan Sas" dediğinde olduğu gibi. İlk gelişimizde bizi ağırlayan, daha sonra bizim İstanbul'da konuk ettiğimiz sevgili dostlarımız Ale ve Mariana'yı tekrar görmenin de mutluluk verici olduğunu atlamayalım. Sıra tekrar onlara geçti.

DSC_0167Yolculuğumuzun bu etabı ile beraber yeni bir yolculuk şeklini de denemeye karar verdik; otostop. Biraz zor olacağını bilsek de bu da kesinlikle deneyimlemek istediğimiz bir şeydi, bu yüzden Buenos Aires'den erken saatlerde trenle ayrılıp otostop çekmenin en uygun olacağını öğrendiğimiz Lujan şehrine geldik. Aslında olay basitti. Buenos Aires-Santiago doğu batı düzlemini 7 numaralı otoyolu yani Ruta 7 birleştiriyordu. Biz de bu hat uzerinde gidebileceğimiz kadar gidip, geceyi uygun bir yerde geçirip, en kısa zamanda yine bu hat uzerinde bulunan Mendoza'ya ulaşmaya çalışacaktık. Lujan şehir merkezinden çıkıp bir süre yürüyerek ulaştığımız Ruta 7 gayet basit bir karayolu görünümündeydi. Üstelik pek araç da geçmiyordu. Aradan geçen yarım saatin sonunda oradan geçen biri bize bu yolun "eski yol" olduğunu söylemese daha çok beklerdik sanırım. Tekrar çantaları sırtlanıp yeni yolu bulduk ve çok geçmeden bir araba bizi almak için durdu. İçinde 2 gencin bulunduğu arabaya sıkışıp San Andre de Giles şehri öncesindeki otoyol geçiş noktalarına kadar geldik. Burda bize hediye edilen ve üzerinde Mendoza yazan kağıt artık şöförlerle iletişim aracımızdı. Zaten hemen sonrasında bir tır şöförü bizi konuk etti. İsmail ve Lora'nın ardından merdivenleri tırmanıp kabine adımı attığımda çocukluk rüyalarım da gerçek oluyordu. Yol boyunca karşıdan gelen tır şöförleriyle selamlaşan, sık sık telefonda konuşan ve yolda çalışma yapan görevlilere kendince şakalaşan şöförümüz bizi 200 kilometre sonra Junin şehrine bıraktığında akşam olmak üzereydi. Geceyi bu şehirde geçirmeye karar verdik. Daha önce adını bile duymadığımız şehirlerde kalmaya alışıktık.

DSC_0173Diğer gün erken saatlerinde yola koyulduk. Ruta 7'ye doğru ilerlerken bizi gören ve yola bırakan doktor günün geri kalanı için iyi bir sinyaldi... Ya da biz öyle sandık. 2 saatin sonunda hala aynı noktadaydık ve üşüyorduk. Neyse ki biraz sonra bir amca bizi aldı ve 50 kilometre daha götürdü. Bu noktadan bindiğimiz yeni aracı ise emekli bir öğretmen kullanıyordu, o da bizi 30 kilometre götürdü. Aslında durum kısaca bundan ibaret hale gelmişti. Duran bir araç, kaç kilometre götüreceğinin öğrenilmesi ve araca binilmesi. (Bir ara biz çantalarla meşgulken tek başına otosop yapan Lora'yı görüp duran ancak sonra bizi görünce gaza basıp devam eden arkadaşı saymıyorum) Bu kez bir benzin istasyonu kenarındaydık ve bir kaç dakika sonra bir tır yanımızda durmuştu. Önce 1,5 saat kadar ileride bulunan bir kasabaya kadar gitmek konusunda anlaştık, ancak bir süre sonra şöförümüz kendisinin de Mendoza'ya gittiğini, arkada oturan 2 kişi polis kontrolleri sırasında perdelerinin arkasına saklanırsa kendisiyle gelebileceğimizi söyledi. Meğer Arjantin'de tır kabinlerinde 2'de fazla kişinin bulunması yasakmış, Junin'de saatlerce beklememizin sebebinin de bu olduğu söylenebilir.

DSC_0086Şöförümüz ellerini birbirine vurup "Mendozaaa" diye bağırdığında üçümüz de uyuyorduk. Tırdan aşağıya indiğimizde biraz sersemlemiştik ama çok geçmeden yine kalacak bir yer bulup uykuya kaldığımız yerden devam ettik. Mendoza, Arjantin'in batı yakasında And Dağları'nın eteklerinde bulunan ve şarap bağlarıyla ünlenmiş bir şehir, aynı zamanda ülkenin en büyük 4. şehri. Şehrin sokaklarında dolandığımız bir günün ardından çok vakit kaybetmeden Şili'ye Santiago'ya doğru yol almaya karar verdik. Santiago'ya gidiş aynı zamanda And Dağları'nı geçiş anlamına geldiği için otostop biraz riskliydi, hem sınır geçişi olması hem de havanın dağlarda soğuk olma ihtimalini göz önünde bulundurup uzun uzun otostop mu yoksa otobüs mü diye tartıştıktan sonra otobüsteki yerimizi aldık.

Otobüsümüz karlı And Dağları'na doğru ilerlerken ben yine çocukluk günlerime geri dönüyordum, burnum yine camda, yine dağları tepeleri izliyordum. Boğazımda kuruluk hissetmem çok sürmedi zaten...

- Anneee, ben susadım...
- Ben de...
- Ben de...
 
Özcan
images/stories/dunyaturu/arjantin/buenosaires/DSC_0097.JPG