Başka Türlü Yalnızlık, Şili
Perşembe, 14 Temmuz 2011 21:50

DSC_0288Santiago'ya geldiğimizde bir akşam vaktiydi yine. Kalacağımız hostele gitmek için otobüs istasyonuna yakın bir yerden metro hattına indik. Dışarısı soğuk ve karanlık, metronun içi ise bir o kadar kasvetli. Santiago'da iş çıkışı saati ve insanlar evlerine gitmeye çalışıyordu. Etrafdaki insanlar arada bir bize kaçamak bakış atıp bir sırt çantamızı bir de bizi süzüyordu. Herkes yorgun göründüğü gibi kimsenin yüzü de gülmüyordu. Oysa böyle miydi aklımdaki Güney Amerika insanı profili? Bu insanları bu hale ne getirmiş olabilir? Bu durum beni bir buçuk yıl öncesine götürdü. Yağmurlu ve soğuk İstanbul sabahlarına, dar bir kaldırımda servis beklediğim anlara. Kendi servisimi beklerken bir taraftan da ardı arkasına hızla geçen beyaz servis araçlarının içini gözlemlerdim, bir çift kırmızı gözle. Çoğu insan biraz olsun daha fazla uyuyabilmek için rahatsız koltuklarda başını cama yaslayıp uyumaya çalışır. Daha iyi bir firmada çalışanların servis aracı daha lüks bazılarının ise servis aracı içinde belli ki ısıtması bile yok. Bir de tıklım tıkış belediye otobüsü içinde daha fazla çile çekerek işlerine gitmeye çalışanlar var, daha da üzücü. Bazıları da arabalarıyla sol şeritten hızlıca geçerdi. İşte onlar müdürler. Bütün bu insanların durumu Santiago'lulardan farklı değil. Aslında dünyanın neresine gittiysek durum hep aynıydı. Yorgun bedenler, düşünceli yüzler, mutsuz ve yalnız insanlar. Neyse ben müsadenizi istiyeyim, benim de servis aracım geldi. "Tüh ya, şu yeni başlayan çocuk her gün oturduğum koltuğa oturmuş. Şimdi nereye otursam? Hmmm... Şu arka dörtlü boş, en iyisi uzanayım oraya, en az yarım saat temiz uyurum."

 

DSC_0389Kaldığımız hostel eski ve oldukça şık bir yapıydı ancak ısıtması yoktu. Güney Amerika'daki hostellerde ısıtmaya rastlamak oldukça zor zaten, daha çok şarap içerek ısınmayı tercih ediyorlar. Akşam mutfakta bize şarap ikram eden gençle muhabbetimiz sırasında kendisinin bir elektronik mühendisi olduğunu ve aynı zamanda hostelin sahibi olduğunu öğrendik. Teşekkür etmek lazım sayesinde epeyce Türk yemeği yedik. Yok Türk restoranına götürmedi bizi. Hostelin güzel bir mutfağı olunca biz kendimiz Türk mutfağından örnekler sunduk. Yanına ucuz ve kaliteli Şili şarabı ekledik ve bir de Zeki Müren eşlik etti bize. Vaktimizin çoğu hostelde geçti çünkü Santiago'da pek fazla görülecek yer olmadığını düşündük ya da artık beklentilerimiz çok arttı. Santiago için yorumun ne olacak diye sorarsanız bildiğin şehir işte derim. Şehri tepeden gören Metropolitan Parkı ve Plaza de Armas meydanı dışında pek bir yer görmedik. Bir de Peru vizesi için beklemek durumunda kaldık. Peru Güney Amerika'da Türklerden vize isteyen tek ülke. Daha önce Arjantin'de başvurduk bu vizeye ancak konsolosluk başvurumuzu almadı. Gerekçesi ise yalnızca o ülkede ikamet edenler vizeye başvurabiliyorlardı. Aynı cevabı Santiago'daki Peru konsolosluğundan da alınca "eh artık" dedik ve soluğu Türk konsolosluğunda aldık. İlk defa bir Türk konsolosluğuna pasaportumuz çalındığı için gitmedik. Peru vizesi konusunda yardım istedik. Türk konsolosluğu Peru konsolosluğuna bir mektup yazdı ve biz de koştura koştura bu mektubu ilettik ama yetmedi elbet. Bir konsolosluk görevlisini de ikna etmek durumunda kaldık, neyse ki ertesi güne vizemiz hazırdı. Vizeyi alır almaz da otobüsle Valparaiso şehrine ilerledik...

 

DSC_0431Valparaiso Pasifik okyanusu kıyısında kurulmuş tepelerle dolu bir sanat şehri. Sokaklar, evlerin duvarları, kaldırımlar hatta merdivenler bile birer tablo gibi özenle boyanmış. Bu yüzden şehir rengarenk. Şili'li şair Pablo Neruda gibi ünlü isimlerin de yaşamış olduğu bir şehir. Valparaiso, Ernesto Che Guevara'nın Güney Amerika'yı keşfetmek için çıktığı yolculuğun rotasında bulunan bir şehir. Çok fazla tepe bulunduğu için belirli noktalarda asansörler kurulmuş ve ucuz bir fiyata asansörü kullanarak tepelere çıkmak mümkün. Motosiklet Günlüğü filminde Ernesto ve arkadaşı Alberto bu asansörlerden birini kullanıyorlar. Valparaiso çok eski bir liman şehri ancak Panama kanalı'nın açılmasıyla gemi trafiği eskisine göre azalmış. Limanda deniz aslanlarının yaşaması sanki bunu ispatlar gibi. Burada geçirdiğimiz bir kaç günün ardından Che'nin izinde yönümüzü Calama'ya çevirdik. Tekrar otostop yapmak için vızır vızır otobandaki yerimizi aldık. Araçlar oldukça süratli ve hiç duracak gibi görünmüyordu. Biz de bir otoban gişesi bulup orada şansımızı denemek istedik ve tam o esnada uzakta sarı bir tır durup işaret etti. Bu şimdiye kadar bindiğimiz en büyük tırdı. Tır şoförü Luis, Iquiqe şehrine gidiyordu, bizi Calama şehrine yakın bir kavşakta indirebileceğini söyledi. Normalde bu yolculuk otobüsle 20 saat sürüyor, tır ile bu süre daha da uzayacaktı. Şili kuzey - güney doğrultusunda uzanan bir ülke ve bu doğrultuda bir tane yol bulunuyor. Yollarda ise bolca tır var. Mesafeler çok uzun tır şoförleri yalnız yolculuk etmek yerine yanlarına yol arkadaşı almayı seviyorlar bu yüzden otostop çok yaygın Şili'de. Luis'te kendisine eşlik etmemiz için bizi almıştı. Bazen anlaşmakta zorlansak ta yol boyu sohbet ettik. Yol üstü kamyoncu lokantalarında mola verdik. Bir kamyoncu ne yapıyorsa hep beraber yaptık. Hatta facebook'ta arkadaş bile olduk. Yolculuğun yaklaşık 7. saatinde Serena şehrine yaklaşmışken bir oto lastik tamircisinde durakladık. Çünkü lastiğin bir tanesinin değişmesi gerekiyordu. Bir ara Luis'e telefon geldi ve sonrasında çok üzgün şekilde yanımıza yaklaştı. Arayan Luis'in şefiydi. Çalışma arkadaşlarından bir tanesi bizi tırın içinde görmüş ve şefine şikayet etmişti. Şirket tırlarına yolcu alınmasını istemiyordu. Durum oldukça ciddiydi çünkü işten çıkartılabileceğini söyledi. Hepimiz bir anda darmadağın olduk. Yola zaten devam edemezdik, bir şeyler yapmak istedik Luis için ancak hiç bir şey yapamayacağımızı söyledi. O kadar iyi biri ki bizim ortalıkta kalmamıza üzülüyordu bir taraftan. Vedalaştık ve ayrıldık oradan. Çoktan gece olmuştu, nerede olduğumuzu bile bilmiyorduk. Serena şehrine yakın bir yerde olduğumuzu öğrendik ve yoldan geçen belediye otobüsleriyle şehrin terminaline ulaştık. Buradan bir otobüsle Calama'ya yol aldık. Bu olay otostop defterini kapatmamıza yetti. Ertesi gün Luis ile mesajlaştığımızda herşeyin yolunda olduğunu öğrenmemiz bizi rahatlattı.

 

DSC_0782Calama turistik bir şehir değil. Burayı ilgi çekici yapan şey dünyanın en büyük açık çukur madeni Chuquicamata'nın burada bulunması. 1 km derinliğe, 3 km genişliğe ve 4,7 km uzunluğa sahip dev bir çukur. Buradan çıkartılan 100 kg taştan 1 kg bakır elde etmek için binlerce insan ve 120 adet dev kamyon durmadan çalışıyor. Madende çalışan bu dev kamyonların bir tanesi yaklaşık 5 milyon dolar değerinde ve dakikada 3 litre benzin tüketiyor. 90 yıllık bir geçmişe sahip Chuquicamata ilk defa Amerikanlar tarafından açılmış ve yıllarca bir Amerikan firması olan Anaconda tarafından işletilmiş. 1960'larda Şili madeni satın alarak millileştirmiş. Şu anda Codelco adında bir Şili firması madeni işletiyor. Motosiklet günlüğü filminde yine bu madenden görüntüler mevcut. Ernesto filmde iş bulma ümidiyle madene gelen insanların durumuna üzülürken Amerikan firma sahiplerinin  bu insanlara karşı tavrına tepki koyuyor. Önceleri maden çalışanlarının konaklaması için inşa edilen şehir şu anda tam bir hayalet şehir konumunda. Madenin bu kadar büyüyebileceğini kimse tahmin edemediği için şehir zamanla madenin içinde kalmış. Uluslararası örgütlerin kararıyla bu şehir boşaltılmış ve tüm insanlar Calama şehrine taşınmış. Madeni gezmek için şirketin düzenlediği ücretsiz tura katıldık. Tur sırasında turuncu baret ve yelek giymek işin eğlenceli kısımlarından bir tanesiydi. Daha önce bu madene ait bir belgeseli National Geographic kanalında görmüştüm. İnsanoğlunun doğayı nasıl değiştirebildiğine açıkça gösteriyor bu belgesel. Bu değişim daha devam edecek çünkü bu madende henüz 50 yıllık daha rezerv bulunuyor. Özcan'la cebimize koyduğumuz bakırlı taşlardan sonra bu rakam 49'a da düşmüş olabilir. Maden gezimiz sonrası otobüsle San Pedro de Atacama kasabasına ilerledik.

 

DSC_0970San Pedro de Atacama'ya geldiğimizde kasabanın tozlu sokakları bomboştu. Bunun en büyük sebebi o esnada Copa America'da oynanan Şili Meksika maçıydı. Arada bir gelen "gol" sesleri ve Şili'nin maçı almasıyla beraber tanıdık olduğumuz bir görüntü ortaya çıktı. İnsanlar araba kornalarıyla sokakta bunu kutladılar. Kutlama olayı tamam da hemen yan tarafın çöl olması bana garip geldi. Burası kerpiçten yapma evlerle dolu yapay bir kasaba görünümünde, fazlaca tursitik bir yer. Sebebi de yanında bulunduğu Atacama çölünün güzelliğinden kaynaklanıyor. Atacama çölü dünyada en az yağış alan bölge. Çölün bazı bölgeleri son 50 yılda hiç yağış almamış. Ama nedense geldiğimizin ikinci gününde kasabaya yağmur yağdı! Çöller bana göre en büyük doğa harikalarından biri. Gerçek sessizlik ve ıssızlığı tadabildiğim tek yer. Çölde görülmeye değer fazlaca yer var ancak hepsi için ayrı bir tura katılmak gerekiyor. Hem turla gezmeyi sevmiyoruz hem de bütçemizi zorluyor. Bu yüzden sadece Valle de la Luna yani Ay Vadisi'ni gördük. Ancak Gobi çölünde aldığım hazzı alamadım, sanırım bunun için çölde konaklamak şart. Bir günümüzü de bisiklet kiralayıp çölün etrafını gezerek harcadık. Burada çok fazla oyalanmadan Bolivya'ya geçmekti hedefimiz. Ancak Bolivya turunu düzenleyen şirketler sınırların kar nedeniyle kapalı olduğunu söyledi bu yüzden bir kaç gün turu erteleyince biz kendi imkanlarımızla kuzeye çıkıp oradan Bolivya'ya geçmek istedik. San Pedro de Atacama'dan ayrılıp önce Calama'ya oradan da Iquique şehrine geldik. Buradan bindiğimiz otobüs bizi Bolivya'nın Oruro şehrine götürecek. Oradan da Uyuni şehrine geçmeye çalışacağız.

 

Yazının ilk paragrafını okuyup İsmail efendi, oradan yazması kolay, dönünce ne yapacaksın bakalım diye ellerini ovuşturanlara cevabım; Bilmiyorum, tek bildiğim bunu umursamadığım için bu geziye çıkabildim. Kimbilir, belki ben de alışırım gözlerimi kapamaya...

 

Not: Sevgili Boşnak dostum Kemal Mrkonja'dan aldığım bir mesaj ile bir eylemden haberdar oldum. Srebrenica katliamı bu yıl Türkiyede kınandı. Bu aktivite için 8372 insan ayakkabılarını çıkardı ve bu ayakkabılar Taksim meydanında sergilendi. Bu duyuruyu yapmak için maalesef geç kaldım ancak detayları bu linkte bulabilirsiniz. www.8372.org

 

ismail