Bir Yılın Ardından, Bolivya
Çarşamba, 20 Temmuz 2011 06:05
DSC_0364Otobüsümüz Peru sınırına doğru ilerlerken yanımda oturan gençle sohbetimiz sürüyordu, 11 aydır geziyormuş o da. Aynı soruyu bana yönelttiğinde "2 gün sonra 1 yıl olacak" diye cevap verdim... Gözüm sağda güneşin ağır ağır battığı Titicaca gölüne takıldı. Gerçekten 1 sene olmak üzereydi. Neler geçmişti başımızdan bu sürede... yollar, uzun yolculuklar... kahkahalar, yağmur, ayrılıklar, nişan haberleri... yollar... aileyle ve arkadaşlarla skype görüşmeleri, özlem, bol bol Özlem... yeni tanışılan insanlar, iz bırakan karakterler... fikir ayrılıkları, tartışmalar... trenler, bazen ev olan tren istasyonları, beş parasız ekmeğe talim geçen günler... partiler, şarkılar, amaçsız dolaşılan boş sokaklar... uykusuz soğuk geceler, kat kat giyilen giysiler, motorsikletle yapılan kilometreler... karakollar, konsolosluklar, vizeler, yeni pasaportlar... yollar... hayal kırıklıkları, sürprizler, üzüntüler, gözyaşları... aylar sonra dünyanın bir ucunda dostlarla görüşmek, yine kahkaha atmak uzun uzun... müzik, deyim yerindeyse bol bol damar... sorular, geçmişe sorular, geleceğe sorular, kendine sorular, tabi bir de cevapsız sorular... yine yollar... kediler... fotoğraflar, videolar, kaçmalar, kovalamalar... otobüsler, terminaller, biletler... oteller, hosteller, sürekli başka yerde yatılan geceler... bazen suskunluk, bazen boşboğazlık... içmeden iki kere, üç kere düşünülen sonra vazgeçilen kahveler... yollar...sürekli az harcamaya çalışıp yine de bir türlü yetmeyen para... her yemekte türk yemeklerine övgü, burunda tüten döner ve etli ekmek... bir türlü iyileşmeyen yaralar... çöller, dağlar, denizler, kumsallar, okyanuslar, yollar...

DSC_0148Iquique'den Bolivya otobüslerinin kalktığı bölgeye geldiğimizde aslında şehrin bu kısmında küçük bir Bolivya olduğunu farkettik. Otobüs şirketlerinin küçük ofislerinin hemen yanında Bolivya restoranları vardı ve bu restoranlarda ordan oraya koşturan yerel kıyafetli, saçları örgülü kadınları görmek mümkündü. Zaten bu restoranların birinde yediğimiz garip yemeğin ardından koştura koştura gittiğimiz otobüs de Bolivya'da bizi nelerin beklediğinin habercisiydi. Arjantin ve Şili'de kullandığımız konforlu otobüslerin aksine bizi sınırın diğer tarafına götürecek olan otobüs eski ve bakımsızdı. Bizim dışımızda hiçbir turistin bu otobüsü kullanmaması da enteresan bir noktaydı ama asıl dikkat çekici nokta bizden başka herkesin yanında en azından bir battaniye getirmiş olmasıydı! Otobüsümüz akşam saatlerinde sınıra vardığında dışarda bizi soğuk ve rüzgarlı bir hava karşıladı. Şili-Bolivya arasında açık durumda bulunan bu tek sınır kapısında kamyonların gürültüsü, insanların telaşlı seslerine karışıyordu. İşlemlerimizi yaptırıp bir süre otobüsümüzü aradıktan sonra tekrar yola koyulmuştuk. Açlıktan kazınan midelerimizi sınırda aldığımız abur cuburla doldurmayı da ihmal etmemiştik. Oruro şehrine vardığımızda saat 12'yi çoktan geçmişti. "Uyuni'ye hemen otobüs bulabilir miyiz acaba?" sorumuzun cevabını otobüs terminalinin kilitli kapıları verdi. Kalacak yer bulup oyalanmadan uykuya daldık.

DSC_0425Ertesi gün bizi görünce "Uyuni, Uyuniiiiii" diye bağıran teyzelerden birini seçip akşam saatlerindeki otobüse biletlerimizi aldık. Geriye Oruro'da dolaşmak kalmıştı. Bolivya, komşusu Paraguay'la beraber Güney Amerika'da denize komşusu olmayan 2 ülkeden biri. Uzun süre diğer Güney Amerika ülkeleri gibi İspanyol sömürgesi olmuş ancak 1800'lerin ilk yarısında bağımsızlığını ilan etmiş. Ülkede o zamandan bu yana da siyasi bir istikrar yakalandığını söylemek mümkün değil nitekim son 150 yolda 180'den fazla yönetim değişikliği yaşanmış ülkede. Güney Amerika'nın en fakir ülkesi olması da buna bağlanabilir sanırım. Öte yandan ülke doğal güzellikleriyle çok meşhur. Zaten bizi de buraya çeken bu oldu. Ancak ülkenin dağlık yapısı, dolayısıyla rakımların gayet yüksek olması sebebiyle nefes alma da sıkıntı yaşayacağımızı tahmin ediyorduk, öyle de oldu nitekim. Oruro da yaklaşık 3700 metre yükseklikte bir şehir. Tibet'ten alışık olduğumu sandığım vücudum oksijen azlığına pek iyi tepkiler vermeyince ağır hareketlerle dolaştık şehri. Etrafta gördüğümüz yerel kıyafetli kadınların hemen hepsi yuvarlak şapkalar takıyorlardı. Bir de bebeklerini sırtlarındaki renkli örtülere sarıp taşıyanlar var tabi. Bolivya'da insanların doğum kontrolünden pek haberleri olmadığı açık. Şehrin caddelerinde renkli pazarlar var, insanlar alışveriş, bizse fotoğraf çekme derdindeyiz. Ancak bol bol reddedildik bu konuda. Yemeğimizi Fermin Lopez çarşısı olarak bilinen yerde yedikten sonra şehrin sokaklarında vakit öldürüp, gece Uyuni otobüsünde yerimizi aldık. Battaniyeler yine çıkarılmıştı, bu sefer biz de hazırlıklıydık.

DSC_0125Uyuni yolculuğumuzun ilk kısımdaki asfalt yol yerini, toprak yola bırakınca yolculuğun ikinci yarısı sarsıntılı ve uykusuz geçti. Zaten şehre varır varmaz hemen kalacak yer bulup kendimizi yatağa attık. Öğleden sonra şehri dolaşmaya çıktık. Bolivya'da daha önce görmediğimiz turistler de burda ortaya çıktı. Uyuni aslında küçük bir şehir, ancak hemen yanıbaşındaki Salar de Uyuni sayesinde turist acentaları ve otellerle dolmuş. Ancak turist merkezinin biraz dışına çıkınca şehrin kendi yüzüyle karşılaştık. Her pazar günü kurulan panayır sebebiyle tıklım tıklımdı sokaklar, durumdan en mutlu olanlar da çocuklardı. Kimileri dönme dolaba binmek için sırasını bekliyor, kimileri ise ufak kalelere gol atmaya çalışıyordu. Daha büyükler ise ya yemek yiyor, ya da tombala benzeri bir oyuna katılıyorlardı. Tabi bir de merakla falcıları dinleyenler vardı. Biz de kalabalığa katılıp yerel yemekleri deneme şansını yakaladık, özellikle sıcak olarak içtiğimiz api adlı içeceği ayrı bir yere not etmek gerekiyor. Akşam üstü ertesi gün katılacağımız 2 günlük Salar de Uyuni turumuzu ayarladıktan sonra şehirde konserleri izledik. Bolivya'da milli bayram zamanına denk gelmişiz. İlerleyen günlerde de diğer şehirlerde de çeşitli etkinliklerle karşılaşacaktık.

DSC_0512Güney Amerika'da kış mevsiminin etkileri yoğun şekilde sürüyordu. Nitekim güneyden geçmemize izin vermeyen kar, Salar de Uyuni turumuzu da etkilemişti. Salar de Uyuni dışında görmek istediğimiz göllere kar yüzünden gidemeyince turun ilk gününde tren mezarlığı ve Siyah göl olarak bilinen başka bir göle gittik. Bu göl de buz kaplıydı ama üzerinde yürüyen kuşlar durumdan pek şikayetçi görünmüyordu. Yol boyunca Altiplano olarak bilinen Bolivya kırsalını izledik. Etrafta otlayan  lamalar hallerinden memnun görünüyorlardı. Bir de yıllar önce yakınlardaki volkanik hareketler sonucu oluşan taşlarla dolu bir vadiyi gezme şansımız oldu. Geceyi etrafta pek az insan gördüğümüz Villa Alota'da geçirdik. Akşam yemeği menümüzde tahmin ettiğimiz gibi lama eti vardı. Bu sefer pek mutlu görünmüyorlardı.

DSC_0586Diğer sabah erken saatlerde buz gibi soğuğa aldırmadan Salar de Uyuni'ye doğru yola çıktık. Dünya turu öncesi mutlaka görmemiz gerekenler listesinin ilk sıralarında yer alıyordu Salar de Uyuni ve ilk gördüğümüz anda ne kadar haklı olduğumuzu anladık. Kilometlelerce uzunlukta tuz kristallerinden oluşan bembeyaz bir zemin ve bu zeminin üzerinde bir kaç santimetrelik su tabakası adeta bu dünya dışından bir yer izlenimi oluşturuyordu. Aracımız hızla bu zemin üzerinde yoluna devam ettikçe biz uçuyormuş hissi yaşıyordum, suyla kaplı zemin yansıma sebebiyle masmavi gökyüzünün rengini almıştı. Arada aracı durdurup zemine ayak bastığımızda ise şaşkınla etrafa bakmaktan kendimi alamıyordum. Salar de Uyuni dünyanın en büyük tuz göllerinden biri olarak biliniyor, Türkiye'deki tuz gölünün yaklaşık 7 katı büyüklüğünde. İçerdiği 10 milyon ton tuz kapasitesinin yıllık olarak 25.000'i çıkarılıyor. Gölün hemen dışında bulunan tuz fabrikalarında çalışan küçük bir çocuk bize bunun gibi pek çok bilgi verdiyse de kendisini pek anlamadığımız için bilgilerimiz bununla sınırlı kaldı malesef. Göl etrafında bol bol fotoğraf çektikten sonra gölün 80 kilometre kadar içinde yer alan Kaktüs Adasına(Isla del Incahuasi) geldik. Bu adayı da dünya dışı bir gölünde bulunan garip bir ada olarak tanımlamak mümkün. Tuz gölünün tam ortasında yer alan ve kocaman kaktüslerle dolu olduğu için Kaktüs adası olarak bilinen bu kara parçasının zirvesine çıktığımızda yine müthiş bir manzarayla karşı karşıya kaldık. Uzakta Şili'den geçemediğimiz Ollagüe volkanı, volkanın göl üzerinde yansıması, bizim tam üzerinde bulunduğumuz kaktüslerle dolu bir ada ve tuzlar üstünde yol alan araçlar. Salar de Uyuni'ye gelmek için fazladan saatlerce yol yapmış, zorlu yollarda uykusuz geceler geçirmiştik ama gördüğüm manzara hepsine değiyordu.

DSC_0777Akşam Uyuni kasabasına geri dönüp tuza bulanmış kıyafetlerimizi değiştirdikten sonra La Paz otobüsünde yerimizi aldık. Biletlerimiz kontrol eden şişman teyze herkese battaniyelerini dağıttı. Bir süre sonra otobüse yoldan binenler de koridorda, yerde yerlerini aldıktan sonra yolumuza devam ettik. Sabah saatlerinde La Paz'a ulaştık. Camdan gördüğümüz manzara dünyanın en yüksek başkenti ile ilgili ilk fikirleri veriyordu. Dağlarla kaplı yüksek bir vadiye kurulmuş ve yüksek yamaçları bile boyasız evlerle dolu bir başkente gelmiştik. La Paz'da kalacağımız yer ilk bakışta gayet güzel görünse de ilerleyen saatlerde aslında hostelin parti merkezine dönüşeceğini görecektik. Bu da bangır bangır müzik ve uykusuz geceler demekti. Vaktimizi mümkün olduğunca dışarıda geçirdik. Tepelerle dolu olan La Paz'da yolların çoğu mutlaka bir yerde yukarı çıkıyordu. Zaten rakım yüzünden doğru dürüst nefes alamayan ben bir de bu tepelere tırmanmak zorunda kalınca bir miktar sıkıntı çektiğimi söyleyebilirim, belki de yaşlanıyor olabilirim, bilemiyorum. La Paz sokaklarından arta kalan zamanlarımızda Cadı Marketi olarak bilinen bölgeyi ve Kokain'in temel maddesini oluşturan, aynı zamanda Bolivya'ların pek sevdiği Koka bitkisinin müzesini gezerek geçirdik. Cadı Marketini olarak bilinen bölge biraz turistik görünse de, büyü için kullanılan lama fetüsleri vitrinlerde görmek garipti.

free bikes 16-07-11 062Ertesi gün önemli bir deneyim bekliyordu bizi. La Paz ve Coroico'yu birbirine bağlayan ve dünyanın en tehlikeli yolu olarak bilinen 68 kilometrelik yolu bisikletle geçecektik. Bu yolu zaman zaman internet gazetelerinde gördüğümü hatırlıyorum. Yol şimdilerde yeni bir yol açıldığı için genel olarak maceraseverlere kalmış. Halen bir kaç araç yolu kullansa da yolda bolca bisikletli görmek mümkün. La Paz da pek çok acenta da bu yolla ilgili turlar düzenliyor. Biz de "ne kadar tehlikeli olabilir ki" deyip bu turların birine katıldık. Ancak daha ilk kilometrelerde derin uçurumları ve dar yolları gördükten sonra yolun ünvanını fazlasıyla hakettiğine karar verdik. Yol kenarlarında haçları ve anıtları gördükten sonra bu düşüncemiz perçinlendi. Yaklaşık 4 saat süren ve hemen hemen hiç pedal çevirmediğimiz yolculuk sonunda Coroico'ya vardık. 4 saat içinde 4700 metre yükseklikten 1300 metreye kadar inmiştik. Turun sonunda Coroico'da bizi sıcak hava, güzel bir yemek ve pırıl pırıl bir havuz bekliyordu.

DSC_0991Bolivya'daki son durağımız olan Copacabana'ya bir kaç saatlik yolculuktan sonra vardık. Üzerinde su araçlarının kullanılabildiği dünyanın en yüksek gölü olarak bilinen Titicaca gölünün hemen kıyısında bulunuyor Copacabana. İnka kültürünün doğduğu ada olan Güneş adası'na gitmek için her sene binlerce turist buraya geliyormuş. Bizimse asıl amacımız şehirde pazar sabahları yapılan özel seremoniyi izlemek ve Titicaca gölünü görmek. Şehrin merkezinde bulunan büyük katedralin önüne sıralanmış onlarca arabayı görünce de bu seremoninin önemini anladık. Çiçeklerle ve minyatür araçlarla süslenmiş ve içlerinde ufak arabaların yanında büyük kamyonların da bulunduğu onlarca aracın pazar ayininden çıkan rahipler tarafından kutsanmasını şaşkınlıkla izledik. Araç sahiplerinin mutluluğu gözlerinden okunuyordu. Arka arkaya çekilen resimler ve patlatılan şampanyalar da bunun bir göstergesiydi. Sınırın diğer tarafına, Peru'ya geçmeden önceki son saatlerimizde biz de Güneş Adası'na yöneldik. Genel olarak arkeolojik kalıntıların bulunduğu adada vakit geçirdikten sonra Copacabana'ya geri dönüp Cuzco otobüsünde yerimizi aldık.

Doğrusu bu yolculuğa başlarken bir yıl sonrasını kestiremiyordum, bir yıl sonrası çok uzak geliyordu. Şimdi dönüp geçmişe bakınca, sokaklarında gezdiğim şehirleri, tanıştığım insanları düşününce şu son bir yıl hala inandırıcı gelmiyor. Bu sürenin, bu yolculuğun bana neler kazandırdığına, benden neler götürdürdüğüne hala net olarak karar veremiyorum ama bir şeylerin değiştiği kesin...

Özcan