Bir Latin Efsanesi, Kolombiya
Cuma, 12 Ağustos 2011 22:35
DSC_0021Burası araçla gelinebilecek son noktaydı. Bu noktadan itibaren yaklaşık 2 saat yürümemiz gerekiyordu. Çamurlu bir patika üzerinde sıcak ve nemli bir ormanda yürümeye başladık. Dört yanımızı kaplayan sık ve yüksek ağaçlar ortamı iyice karanlık hale getirdiği gibi ağaçlardan yanımıza düşen koca koca hindistan cevizleri de yol boyu tehlike yaratıyordu. Etraftan gelen garip hayvan sesleri ormandaki bütün hayvanlar bizi izleyip bizimle dalga geçiyormuş hissi yaratıyordu bende. Sanki hindistan cevizlerinden biri kafamıza düşse çok sevinecekler gibiydi. Omzumdaki çantam da giderek ağırlaşmaya başlamıştı, bir ara fırlatıp atasım geldi. Bu sırada kulağımıza dalga sesleri gelmeye başladı, bu denizin sesiydi. Dalgalar oldukça büyük olmalıydı. Ağaçların arasından sıyrlıp bir taşın üzerine çıktık. Ve Karayip denizi hemen karşımıza görünüverdi. Denizin geniş ve uzun plajında ne bir insan ne de başka bir canlı görünüyordu. Ufukta ise hiç hareket yoktu. Acaba biraz daha dikkatli baksam Karayip korsanlarını görebilir miydim?  
 
DSC_0243Hem denizi özledik hem de sıcak havalara kavuşmak istediğimizden Ecuador'un Otavalo şehrinden direkt olarak kıtanın en kuzeyine çıkıp Karayiplerle buluşmak istedik. Uzun otobüs yolculukları başladı bu esnada. Otavalo'dan Kolombiya sınırına 3 saat yolculuk edip sınırı geçtik. Sınıra yakın Ipiales şehrinden beklemeden başka bir otobüsle 12 saatte Cali şehrine ulaştık. Buradan yine ara vermeden başka bir otobüsle 11 saatte Medellin'e geldik. Medellin'den bindiğimiz otobüs 13 saatte bizi Cartagena'ya getirdi ve artık denizin kokusunu almaya başladık. Toplamda 39 saat süren yolculuk sonrası yorulmuştuk. Ancak yol boyu kahve bahçelerini izlemek çok keyifliydi. İnip aralarında dolaşmayı çok isterdim ancak fazla vaktimiz yoktu. Otobüslerde ise bir de soğukla mücadele etmiştik. Kolombiya'ya geçmemizle beraber iklim tekrar sıcağa dönmüştü ancak Kolombiya'daki otobüs firmaları otobüsün içini buzdolabı kıvamında soğuttukları için otobüs içinde bere, mont ne varsa giymek zorunda kalmıştık. Cartagena'da 2 gün dinlenip etrafı görmek istedik. 
   
DSC_0805Otobüsten iner inmez sıcak hava yüzümüze çarptı adeta. Üzerimizdeki kışlık kıyafetleri çıkarıp surlarla çevrili eski şehire doğru hareket ettik. Şehrin sur dışındaki yaşamı daha çok Hindistan'da görmeye alışık olduğumuz bir tarzdaydı ancak sur içine gelince her şey bir anda değişti. Burada her şey lüks ve turistikti. Hangisi gerçek Kolombiya şimdi bunların? Bulduğumuz hostelde resepsiyonda bizi iri yarı, gür sesli Afrika kökenli bir kadın karşıladı. Pasaportumu ona uzatmamla beraber kahkahayı bastı. Bu kadar gülmesinin sebebi eski erkek arkadaşının bir Türk olmasıydı. Özcan pasaportunu uzatınca bir kahkaha daha patlattı. Çünkü eski erkek arkadaşının adı Özkan'dı. Odamıza yerleştik ve karnımızı doyurmak istedik ancak fiyatlar Güney Amerika'nın hiç bir yerinde olmadığı kadar pahalıydı. Durum böyle olunca kolları sıvayıp hostelin mutfağına girdim. Bu defa menümüzde köfte var! Yemektan arta kalan zamanımızda şehri dolaşmayı da ihmal etmedik. Mimarisi çok güzel bir şehir ancak tipik turizm şehrine dönmüş bir yer.  Cartagena Karayip denizi kıyısında olmasına rağmen burada denize girilebilecek bir plaj bulunmuyor. Denize girmek için şehrin dışına çıkmak ya da tekneyle Rosario adasına gitmek gerekiyor. Biz tek bir plajda vaktimizi harcamak istediğimizden etraftaki en iyi plajı araştırdık ve Santa Marta yakınlarındaki Tayrona Milli Parkı'na gitmeye karar verdik. 2 gün sonra Cartagena'dan ayrılıp otobüsle Santa Marta'ya hareket ettik.  
 
DSC_0337Santa Marta'da bir gece geçirip sabah erken saatlerde yine otobüsle 1 saatte milli parkın kapısına ulaştık. Buradan bir servis aracı bizi bir noktaya kadar getirdi. Bu noktadan sonra 2 saat yürüyüş yapmak gerekti. Yürüyüş sırasında yanımıza düşen hindistan cevizlerini kırıp önce suyunu içtik sonra da meyvesini yedik. Dalından hindistan cevizi de hiç yememiştim. Yol boyu bir kaç plaj geçtik ancak bu plajlarda denize girmek tehlikeli. Dalgalar çok yüksek ve akıntı var. Bu yüzden bazı plajlar bomboş, bu da manzaranın keyfini çıkarmak açısından güzel aslında. En güzel ve güvenli plaj olan El Cabo plajına ulaştık. Burası etrafında hiç bir yapını bulunmadığı basit bir işletme. Sadece çadır kurup kamp yapma ya da hamakta konaklama imkanı var. Biz kendimize hamak kiraladık ve sonrasında hayalini kurduğumuz Karayip denizinin sularına bıraktık kendimizi. Plaj manzarasıyla daha çok ön plana çıkıyor, denizi Asya'daki plajlara göre oldukça dalgalı. Dövüş klubü filminin ünlü müziği "Where is my mind" ın sözlerinde geçen "Ayakların havada, Başın Yerdeyken" ve "Karayiplerde yüzüyordum" gibi sözleri yüzünden gaza gelip amuda kalktım ancak hareketi denize oldukça yakın yaptığımdan Karayipin suları ağzıma yüzüme doldu! O yüzden uygulama kısmını bırakıp sadece şarkıyı dinlemeye karar verdim. Burada uzun süre kalmak güzel olurdu ancak kıta üzerinde 2 hafta içinde kat etmemiz gereken oldukça uzun bir mesafe var. Çünkü karadan Brezilya'nın Sao Paulo şehrine ulaşmamız gerekiyor. İkinci günümüzde Santa Marta'ya geri dönüp Bogota otobüsüne bindik.
  
Son zamanlarda o kadar sık ve uzun otobüs yolculuğu yapıyoruz ki vaktimizin çoğu otobüs koltuğunda donarak geçiyor. 19 saat süren dondurucu bir yolculuk ile ulaştık Kolombiya'nın başkenti Bogota'ya. Kolombiya'nın diğer şehirlerine göre oldukça renksiz buldum burayı. Nedense ülkelerin başkentlerine karşı da bir önyargım var. Bazı başkentler bu yargıları yıktı ama Bogota bunlardan biri değil. Tipik bir metropol yaşantısı var şehirde.  
 
DSC_0970Kolombiya'ya gelmeden önce bildiklerim bir kaç şey ile sınırlıydı. Uyuşturucu mafyası, salsa, kahve ve futbol gibi. Futbol ülkede tüm Latin Amerika'da olduğu gibi yaşamın önemli bir parçası. Öyle ki kızlarını bile futbol oynarken gördük. Şu anda Kolombiya'da yapılmakta olan 20 yaş altı dünya kupası sayesinde ülkede futbol fazlaca konuşuluyor. Bir de herkesin bildiği 94 dünya kupasında kendi kalesine gol atması sonrasında Medellin'de bahis mafyası tarafından öldürülen Andrés Escobar var. Escobar ülkede hala bir efsane olarak anılıyor. Diğer ülkelerde tanıştığımız gezginler bize Kolombiya'yı cennet diye tanımlayarak çok methetmişlerdi. Eğer burası cennet ise huriler nerede diye sormaktan kendimi alamadım. Bu güne kadar bir ülkenin kızları hakkında hiç yorum yapmadık. Gezi sonunda bu konularda bazı istatistikler sunacağız ancak şimdilik şu kadarını söyleyebilirim ki şu ana kadar bana göre Güney Amerika kıtasındaki Latin yakıştırmasını yapabileceğim en güzel kızlara sahip ülke Kolombiya. Latin Amerika insanı dansla çok içli dışlı. Sokaklarda, marketlerde, otobüslerde her yerde salsa ve rumba sesleri duymak mümkün. Gece hayatlarını ise çok düzeyli buluyorum. Diğer ülkelerde olduğu gibi gece kulüplerinde delicesine dans edip kendilerini kaybetmiyorlar. Genelde eşleriyle gelip bir masada oturup sohbet ediyorlar ve arada kalkıp salsa ve rumbadaki hünerlerini sergiliyorlar, izlemek oldukça keyifli. Kolombiya hiç beklemediğimiz kadar pahalı bir ülke. Yolda gelirken benzin istasyonlarındaki fiyat tabelası sanırım bunu açıklamaya yetiyor. Bir kaç istasyonda kontrol ettim ve benzinin fiyatı yaklaşık olarak 9 TL, evet Türkiye'dekinin iki katı. Sağda solda dünyadaki en pahalı benzini biz kullanıyoruz kardeşim diye atıp tutmayacağım bundan sonra. Hadi benzini anladım da 1.5 litre suya 4 TL ödemek gerçekten çok acı. 
  
DSC_1005Güvenlik geçmiş yıllara oranla oldukça artmış diye yazıyordum ki tam bu sırada Ecuador'da tanıştığımız Singapurlu arkadaşlarımızdan bir mesaj aldım. Bu tür hikayeleri duymuştuk ancak son zamanlarda böyle şeylerin yaşanmadığını zannediyorduk, yanılmışız. Bizim başımıza bir terslik gelmedi ancak Singapurlu arkadaşlarımız bizim de geçtiğimiz Ipiales - Cali yolunda, bir kaç gün önce otoyolda gerillaların soygun için yol kesmesine tanık oldular. Bulundukları otobüsün şoförü olayı erken farkedip aracı ağaçların arasında saklayabilmiş. Yolcular iki saat süre boyunca yere yatarak gizlenmişler. Bu esnada bomba ve silah seslerini duyabildiklerini söylediler. Neyse ki sonrasında sağ salim Cali'ye ulaşmışlar. Bu yüzden gece yolculukları oldukça tehlikeli ve yolculuk edilen otobüs firmasının iyi seçilmesi gerekiyor. Yani ülkede hala bir güvenlik problemi mevcut. Özellikle turistik şehirlerde her köşe başında bir polis bekliyor. Bütün bunlara rağmen Kolombiya bana Latin Amerika'da olduğumu belli eden bir ülke oldu. Artık geri dönmemize 2 haftadan daha kısa bir süre kaldı ve yönümüzü yeni bir ülkeye doğru çevirdik, Venezuela. Buradaki tek hedefimiz görkemli Angel Şelalesini görmek ve oradan Brezilya'ya geçmek. Uzun yollar yine bizi bekler. Ayaklarım havada, başım yerde ancak aklım nerede bilmiyorum.
  
Düzeltme: Tekrar yaptığım araştırmaya göre Kolombiya'daki petrol fiyatları hakkında yanlış bilgi vermişim. İstasyonlardaki birim fiyat galon üzerinden yani verdiğim fiyat 3.78 litre için geçerli. Ülkemizdeki fiyatın eline su dökemiyor hala. Bir yanlış bilgi de geri dönüş yolu ile ilgili. Karadan Brezilya'nın Manaus şehrine kadar ilerleyeceğiz, buradan Sao Paulo'ya uçup oradan da Türkiye'ye uçacağız. Bu ne yahu, hep yalan yanlış yazmışım, aklım nerede? Etli ekmek, döner, burada aklım, o yüzden.
 
 
ismail